Görüntü kurtarmıyor.
Kültürel sermayenin olmadığı yerde hemen her şey
sakil duruyor.
Günümüzde
diğer her şey gibi mekânlar da değişti. Her ne kadar insanların bir ayağı ahır
sekisinde, köyünde, anne babası veya büyükanne büyük babasıyla olsa da dış görünüşleri
son derece alımlı mekânlar katıldı yaşama. Sadece dış cephe kaplamasından
bahsetmiyorum: Son yirmi yılda inşa edilen konutların albenisi yüksek.
İnsan
bu konutların içinde nedense kültürel sermayesi çok yüksek ailelerin oturduğunu
düşünüyor ama şu kırmızı ışıkta durunca lüks aracının camını açıp kül tablasını
boşaltanlar sanki orada oturanlar.
İç
göçün özellikle büyük şehirlerde ürettiği yozlaşma, dış cephe kaplamasıyla
örtülmeye çalışsa da mekânlar konuşuyor.
Özellikle
son yirmi yılda yapılan ve giydirilen mekânların fısıldadığı bir kentleşmeden
çok yeni bir varoşlaşma biçimi. Bir köy sosyalleşmesi olsa iyiydi ama…
Hiçbir
şey göründüğü gibi değildir elbette ama İŞ MEKÂNA GELİNCE DIŞ GÖRÜNÜŞÜYLE
KÜLTÜRSÜZLÜĞÜ GİZLERKEN İFŞA EDİYOR.
İnsanlar
mekânlara girerken, mekânlardan çıkarken, mekânlardaki havuzları, spor
salonlarını kullanırken, yani yeni konut politikası üzerinden kendi sosyalliklerini
üretirken, kendilerini de ele veriyorlar. Anlıyoruz ki, İÇERİSİNDE GÖL
MANZARASINDAN BANKA ŞUBESİNE KADAR DİĞER ŞEHİR MEKÂNLARINDAN SOYUTLANAN
KONUTLAR BİR KAÇIŞ VE GİZLENME heterotopyaları niteliğinde.
Rezidansta
yaşamak bir köy sosyalleşmesi, hatta artık bir köy bile değil bir varoş
sosyalleşmesi.
Kentin
yeni çeperleri…
Rezidans
balkonlarına asılan çamaşırlardan,
Balkonlarda
sergilenen tavırlardan,
Pencerelerdeki
görsellerden,
Otele
giriyormuşçasına evine girip çıkan insanlardan,
Temizlikçilerin
evlerde yaşadıklarından, kısaca gündelik bir yaşamın modern olamama çabasını
görmek izahı da mizahı da alamayacak kadar sakil bir duruma işaret ediyor.
Paranın
satın alamadığı kültürel sermaye ve bu sermayenin paraysa içkinleştirilememesi
kentleri milenyumda yeni köyler haline getiriyor ama artık onlar köy de değil
ama köy. Tabi buradaki köy ifadesi kent kültürü karşısındaki köy kültürüdür,
bunu akılda tutmak gerek.
Şu
bir gerçek ki Türkiye’de 70’li yıllardan bu yana yoğun biçimdeki köylere göç politikası
bir modernleşme politikası olamadı; köyler boşaldı, köydeki üretim neredeyse
sıfıra indi ve sahiden de şu küreselcilerin dediği oldu: Ruhsal ve bedensel tüketiyoruz
ve tükeniyoruz.
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder