ÜRÜN SEN OLDUĞUN İÇİN yaşamı bir savaşa, duyguları metaya kısaca her şeyi bir nesnel olana dönüştürmeye meyilli piyasa seni kendine ikna eder.
Ürün olanın depresif bir yanı vardır;
Beklentileri yönlendirilmek ister;
Nevrozları bir ihtiyaçtan değil kendine
yabancılığındandır.
Hislerimize yabancılığımız bizi kendimiz olmak
isterken kendimize yabancılaştırır; duygusal körlük mutlak ihtiyaç doğurur; el
yordamıyla ulaştıkları onu en başta kendinden uzaklaştırır, kendinden
uzaklaşmış olmaya ikna eder.
ŞEYTANCA BELKİ EVET AMA GEÇEK: İnsanı ürün yapan bir
sistemin içinde yaşamıyor muyuz?
Bizi, kapitalizm, tüketim toplumu olmamız,
küreselleşme, neo-ekonomik politikalar veya postmodernist yaklaşımlar ürün
yapmadı. Sonradan ürün olmadık. Televizyonun popüler dizilerinden birisi
olan MAD MEN’İN KAHRAMANI DON DRAPER, başarılı bir reklamcı olarak ürün ve
firma aidiyetini şöyle ifade eder: “Ürün sensin. Hisleri olan sen. İşte satacak
olan şey budur”. Alacak olan da “hisleri olan sen”dir.
Var olduğumuzu ispatlama eğilimimiz bizi bütün
tuzakların avı yapıyor.
Var olmak, en temelde almak-vermek üzerine
kuruludur.
Var olma eğilimimiz üzerinden geliştirdiğimiz
almak-vermek bizi işlevsel bir ürün haline getiriyor. Yanımızda olanlar, yanımızda
olduğunu söyleyenler, bizimle savaştığını veya bize komutanlık yapmak
istediğini, rehber olacaklarını ifade edenler, bize yol gösterdiğini
düşünenler, bize hayatı kolaylaştırdığını, hedefleri bizim için ulaşılabilir
yaptığını, kısaca bizi biz yaptığını söyleyenler, mütevazı görünümlü en muhteşem
alış-veriş merkezlerinin ve cilveli kasiyerlerin sahipleridir.
SENİN İÇİN KOPRİSLİ ZORUNLULUKLAR İCAT ETTİK,
bunları yaparsan piyasada bir oyuncu olabilirsin!
Beni bana pazarlamak, işte sihirli cümle...
Bütün satıcılar neden GÜLÜMSEYEN AKTÖRDÜRLER hiç
düşündün mü?
Kendimiz olmaya çalışmak günümüzde artık SADECE
KABARIK BİR FATURA’dır.
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder