Öğretmen
dağı gibidir. Onları görüyorum, onlara inanıyorum, onları seviyorum ve onlara
güveniyorum: O büyüleyici dağın, başında onca esen rüzgâra rağmen, yamaçlarında
akan dereler, meyve veren ağaçlar, hayatın anlamını fısıldayan çiçekler… ve
hatta bağrında kim tarafından atıldığı bilinmeyen, bir ölü lekesi gibi duran
taşların bile kendini güvende hissettiğini gördüm. Üzerindeki kara bulutlara
karşın, o bulutları yararak güneşe yol verişini, zirvesinden eteklerine kadar
üzerindeki her şey o muhteşem güneşe muhtaç olduğunu hissettim. Kimse bilmez
veya görmezden gelirken, kale almazken, o dağların içinde karanlık mağaralar
olduğunu anladım. Ancak, sınıfa girdiklerinde her şey değişiyordu. Her şeyi
değiştiriyorlardı öğretmenler, şahitlik ettim.
Öğretmenlerin;
yarı
aydınlık evlerinden vasat bir ışıkla,
öğrenilmişlikle
yarı karanlık ve uykulu,
ileriye
bakamadığı ya da yarını çok uzak gördüğü için olağan bıkkın,
dünün
gelenekselliğiyle yenik,
henüz
tam bir adım bile atmamış olmasına rağmen umutsuz ve ileri sönük, ileriye
dirençsiz, beklentisiz,
vakit
geçirmek için boş vakit yaratma telaşıyla büyük sorunları olduğunu zannettiği
için bilinçsiz kibirli
yerli
yersiz egosunun yüksekliğiyle sorumsuz sorunlu,
verimsiz
meşguliyetlerinin bile ne olduğunu bilmeden,
yaşı
itibariyle haklı gerekçelerle çok bilmekten oldukça vakitsiz,
okullara,
sınıflara zorla sokulmuş gibi umarsız,
ailelerinin
ve kendi bilgisizliklerinin esiri çocukların, gençlerin gözlerine baktığında,
hem kendi dışındaki hem içindeki karanlık mağaraları, hem de mağaralarının
içinde etini, ruhunu yiyerek onu tüketmeye çalışan yarasaları bir bir yok
ettiğine şahitlik ettim.
Hemen
her yönetim biçiminde, eğitim-öğretim sistemindeki akşamdan sabaha yapılan değişikliklerin
herkesten daha çok öğretmenlerimize zarar verdiğini anladım. Öğretmenin
Bütün
bu değişikliklere adapte olmaktan bıkmadan, yılmadan öğrencisi, öğrenci velisi,
okul idaresi, evi ve sosyal hayatı arasında, hep bir köprü olmaya çalışan
öğretmenlerin ağır bedeller ödemesine rağmen, bu zararının, ülkenin geleceğine
iletilmesine olabildiğince imkân vermemesi için kendini siper ettiğini bildim…
Yakınındayken
değerini anlayamadığım öğretmenin, artık ondan uzaklaştığımda değer daha kazandığını
ve her geçen gün daha da değer kazandığını da bildim…
Çocuğun,
gencin, kısaca öğrenenin, bir mal, öğretmenin bir mal üreticisi olmadığını,
ancak öğrenenin kendisi veya velisi tarafından en kibarından, öğretmenlere “Malıma
neden iyi davranmıyorsun, bu malımı neden daha iyi yapmıyorsun?” diye tepkilere,
suçlamalara ve hatta şiddete maruz kalamayacağını; öğretmenin umudunu, şevkini,
inancını kıranların kendi geleceklerini karanlığa ittiğini de bildim; tıpkı
bugünlerdeki karanlık gibi…
İyi
veli, iyi öğrenci olmadığı yerde oyuncak öğretmen değil, gelecektir.
Özellikle
veliler ve elbette öğrenciler öğretmenlerinizi sevmeyebilirsiniz, sevmek
zorunda da değilsiniz ama sonsuz saygıda kusur etmeyin; bilgi ve ışık saygıyı
hak eder ve dağlar, her zaman yerli yerinde durarak dünyanın dengesini
sağlarlar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder