2 Kasım 2016 Çarşamba

ÖĞRETMENİM BENİM KURŞUN KALEMİM SİLGİM SENİ SEVİYORUM

Öğretmen dağı gibidir. Onları görüyorum, onlara inanıyorum, onları seviyorum ve onlara güveniyorum: O büyüleyici dağın, başında onca esen rüzgâra rağmen, yamaçlarında akan dereler, meyve veren ağaçlar, hayatın anlamını fısıldayan çiçekler… ve hatta bağrında kim tarafından atıldığı bilinmeyen, bir ölü lekesi gibi duran taşların bile kendini güvende hissettiğini gördüm. Üzerindeki kara bulutlara karşın, o bulutları yararak güneşe yol verişini, zirvesinden eteklerine kadar üzerindeki her şey o muhteşem güneşe muhtaç olduğunu hissettim. Kimse bilmez veya görmezden gelirken, kale almazken, o dağların içinde karanlık mağaralar olduğunu anladım. Ancak, sınıfa girdiklerinde her şey değişiyordu. Her şeyi değiştiriyorlardı öğretmenler, şahitlik ettim.
Öğretmenlerin;
yarı aydınlık evlerinden vasat bir ışıkla,
öğrenilmişlikle yarı karanlık ve uykulu,
ileriye bakamadığı ya da yarını çok uzak gördüğü için olağan bıkkın,
dünün gelenekselliğiyle yenik,
henüz tam bir adım bile atmamış olmasına rağmen umutsuz ve ileri sönük, ileriye dirençsiz, beklentisiz,
vakit geçirmek için boş vakit yaratma telaşıyla büyük sorunları olduğunu zannettiği için bilinçsiz kibirli
yerli yersiz egosunun yüksekliğiyle sorumsuz sorunlu,
verimsiz meşguliyetlerinin bile ne olduğunu bilmeden,
yaşı itibariyle haklı gerekçelerle çok bilmekten oldukça vakitsiz,
okullara, sınıflara zorla sokulmuş gibi umarsız,
ailelerinin ve kendi bilgisizliklerinin esiri çocukların, gençlerin gözlerine baktığında, hem kendi dışındaki hem içindeki karanlık mağaraları, hem de mağaralarının içinde etini, ruhunu yiyerek onu tüketmeye çalışan yarasaları bir bir yok ettiğine şahitlik ettim.
Hemen her yönetim biçiminde, eğitim-öğretim sistemindeki akşamdan sabaha yapılan değişikliklerin herkesten daha çok öğretmenlerimize zarar verdiğini anladım. Öğretmenin
Bütün bu değişikliklere adapte olmaktan bıkmadan, yılmadan öğrencisi, öğrenci velisi, okul idaresi, evi ve sosyal hayatı arasında, hep bir köprü olmaya çalışan öğretmenlerin ağır bedeller ödemesine rağmen, bu zararının, ülkenin geleceğine iletilmesine olabildiğince imkân vermemesi için kendini siper ettiğini bildim…
Yakınındayken değerini anlayamadığım öğretmenin, artık ondan uzaklaştığımda değer daha kazandığını ve her geçen gün daha da değer kazandığını da bildim…
Çocuğun, gencin, kısaca öğrenenin, bir mal, öğretmenin bir mal üreticisi olmadığını, ancak öğrenenin kendisi veya velisi tarafından en kibarından, öğretmenlere “Malıma neden iyi davranmıyorsun, bu malımı neden daha iyi yapmıyorsun?” diye tepkilere, suçlamalara ve hatta şiddete maruz kalamayacağını; öğretmenin umudunu, şevkini, inancını kıranların kendi geleceklerini karanlığa ittiğini de bildim; tıpkı bugünlerdeki karanlık gibi…
İyi veli, iyi öğrenci olmadığı yerde oyuncak öğretmen değil, gelecektir.
Özellikle veliler ve elbette öğrenciler öğretmenlerinizi sevmeyebilirsiniz, sevmek zorunda da değilsiniz ama sonsuz saygıda kusur etmeyin; bilgi ve ışık saygıyı hak eder ve dağlar, her zaman yerli yerinde durarak dünyanın dengesini sağlarlar.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder