Bu ülkede yaşamak için
en güzel bahçemi kurmuştum alfabeden ve kitaplardan, olmadı galiba. Çiçeklerin
açışında sorun var, kitapların varlığında büyük bir eksiklik, bahçemin yerinde
derin bir boşluk. … belki de adı Türkiye olan absürt bir filmin içinde olunca
insan kendini garip hissediyor; amaçsız, nedensiz bir acıya alışmak, eksiksiz
bir felaketin doğurduğu gözyaşlarına bakıp katılırcasına gülmek ve iç geçirip
talihsizlik demek ve en önemli de Allah’ı benimle iyi niyetle, hayırla uğraşma
konusunda ikna etmek.
Ben, edebiyata, sanata sarılıyorum, kendi çapında şiir
falan yazıyorum, kitaplar kurguluyorum, belki kaçıyorum. Saçma evet, aslında sanırım
kısaca aklını yitirmiş olmanın zevkini çıkarıyorum, siz ne düşünüyorsunuz
bilmem, belki benim gördüğüm kadar trajik değil de kendime ülkemin zamanından
acılar icat ediyorum. Hastalıklı olduğumu biliyordum ama bu kadar klinik olduğumu bilmezdim. Çünkü ya İblis bu coğrafyanın toprağıyla yoğrulmuş ya bu coğrafyadaki yöneticilerin hamurunda hep bir İblislik var. Yahut da gerçekten ilah onlar, insan ya da hayvan ya da bitki ya da her şey, kendilerine tapmayanları insanlık dışı oyunlarla cezalandırıyorlar. Çünkü kartlar karılmamış olmasına rağmen bir oyun oynanıyor. Masaya açılan her kartta kızlar, kupalar, papazlar yok, ölümler var. Ölümler evet. Çok canlı, çok ciddi ölüler hem de.
Hayatta kalanlar, yarı ölmüş benim ülkeme geliyor, benim ülkemde ise insanlar bir gelecek arayışıyla yol almaya çalışıyorlar.
Aslında ve galiba insanlar kendisini iyi hissetmek için kaybolup gitmeyi mi umuyor. Gidişinin beğenilmesi insana kendini iyi hissettirecek sanki. Duble yollar, hızlı trenler, köprüler, uçaklar belki de bunun için yapıldı. Ya da bana öyle geliyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder