“…
ben böyleyim.” Nasılım? Böyle. Siyah. Siyah bir zaman. Siyah bir nefes ve kan.
Siyah bir şarkı. Olmamış bir yer burası. Siyah. Siyah olmamış bir renktir. Olmadığını,
senden başkası bilmiyorsa, olmamasının bir anlamı yok, diye düşünmüyorsun.
Olmadığın yerdesin. Siyah ve boşluk. Bir kadın olmanın en acı yanı, olmak
istemediğin yerde olmanı, seni selamete götürmeyecek bir hastalık olmaktan
çıkarıp, sağlık reçetesi haline getirmek olsa gerek. Boşluk yer değil. Siyah renk
değil. İstememene rağmen olmak istemediğin yerde olursun, yarım bir
kadınsındır. Yarım kadınlar var evet. Hatta, hemen hepsi yarım kadınların. Kanatlarının
biri eksik kadınlardanım ben. Yarı uçan, yarı yürüyen, yarı kuş yarı belirsiz
kadınlardan… Kendinden başka her şeye kıymet veren kadınlardan. Kendinden başka
her şeyle tamamlandığını düşünen kadınlardan… Ve siyah kadınlardan. Ben
böyleyim. Nasılım? Belki de babaları kırmıştı kalplerini ilk... Sonra o kalp
kırıklıklarıyla babalarını utandırmamak için, bütün hayatlarını o faili affedilememiş
ama kabullenilmiş kırık üzerine inşa ettiler. Bu seçimi istemeden yaptım. Hayır
istedim. Ben benim, olmamış olan ben. Sonradan bu ben’i istemeyeceğim aklıma
gelmezdi. Ben. Boşluk. Siyaha dönüş, sonra siyah. Koşullanılmış bir hayat… Bir
alegori… Yaranı göstermemek için büsbütün yara olursun, kimse yara olduğunu
anlamaz; seni kadın, seni insan sanırlar. Öyle ya, siyah renktir… Doğa boşluğu
reddeder ya. Yalan. Doğa boşlukları sever. Boşluk kadındır. Boşluk sensin. Siyah
ise bir renk değil, siyahtır. Daha iyisini yapabilirdin, diyorum kendime. Daha
iyisi, “… ben böyleyim.” Kırkından sonra “… ben böyleyim” demek için kırk
yıllık bir birikime gerek yoktu belki de. Kırıklar… Boşluk kırılmaz. Siyah
kırılmaz. Oysa bir mucize eseri kadınsın. Ölümün gözünü korkutansın. Ürkek bir alın
yazısının içinde debelenip durmak… Hiçbir şey değişmiyor. Enkaz olma şehvetine
boyun eğmek istemiyorum. Her an, her şekilde kullanılabilecek bir uyku hapı
değilim. Bir şehvet nesnesi de değilim. Sadece dost kalınabilecek, çoğu zaman hoş
sohbet yaşanılabilecek bir kadın da değilim. Yer yer saygı duyulmasın… Hakkımda
dedikodu yapılsın istiyorum... Hissetmek istiyorum hayatı ve gerçek bir erkeği.
Gelip her gün sırtımı verdiğim bir duvar olsun istemiyorum erkek. Bazen bir
deniz olsun. Durduk yerde benim gibi bazen dalgalansın, birbirimize çarpalım
istiyorum. Bazen iki sevgili arasındaki birbirini birbirine pekiştiren gerçek
kavgalar yapmak istiyorum. Kapısı açılınca içine girilen bir kadın nasıl
olunursa, kapısı açılınca dışarı çıkabileceğim, beni benimle kendime getirecek,
beni benimle başbaşa bıraktığında bile onun hayatının en önemli bilgisi
olduğumu hissedebileceğim bir erkek olsun istiyordum hayatımda. Bana düşkünlüğünü
hissettirmeyen, ben yanındayken bile beni merak eden, öylesine alışkanlıkla
değil, beni sevdiğine inandığı için düşünen bir insan; hatta bir erkeğin
düşünme biçimi olmak istiyorum… Kendimi hissetmek istiyorum, etimi, kanımı,
düşüncelerimi. Ne düşündüğümü hiç kimse sormadı, bildiklerini zannediyorlardı, biliyorlardı
bekli de ama neden düşündüğümü hiç kimse bilmedi. Ben bile çoğu zaman neden
bunları düşündüğümü merak ediyorum… Kendi kendime oluşturduğum bana ait bir
acıyı hissetmek istiyorum ruhumda. Kendime ait bir yaramı kanatmak ve kendime
şefkat duymak istiyorum. Kendime acımam bile bir başkasının yüzündenmiş gibi… Öfkeyle
bir söz söylediğimde sevdiğim adamın uysallığındaki gücünü hissetmek istiyorum.
Hayatında ben varmış gibi sıradan
çıkmadan yaşayanların huzuru ve mutluluğu benden ziyade; oysa yokum ki ben.
Yok. Boşluk. Siyah. Yok nasıl sevsin, boşluk nasıl aşık olsun, siyah nasıl renk
değiştirsin… sadece var mı var. Ordayım evet. Bir yerdeyim. Görülebilecek,
istendiğinde ulaşılabilecek… Hayır. Kendime bile yokum ben, sana nasıl
olabilirim ki… Annelik… Çocuklar… Mutfak… Her alışkanlık belli bir yüzsüzlükle
yan yana ilerliyor; alışkanlıktan birinin etrafından bulunuyor olmam, gururumu
kırıyor. Evet, kırılan bir gururum var aslında, kırıklar arasında farkedilmeyen.
Mutlu olmadığın yerde durma, ilerle... Zaman içimden geçiyor, içinden geçiyorum
zamanın… Hangi vazgeçiş daha kolaydır ki, insanın içinden her şey geçiyor, en
çok da zaman geçiyor? Sahi hangi vaçgeçiş kolaydır ki, sözden, ekmekten,
bilmiyorum. Boşluk işte, siyah. Kendime ait odam bu benim. Bu odada varlığım giderek
daha da azalıyor. Boşluk büyüyor. Boşluk karşısında küçülmek üzücü… Hissediyorum.
Ben bu oldum işte. Bu olmak istemezdim. Ya da bu olacağımı bilsem bunu
istemezdim. Siyah. Boşluk.
(aliulurasba/viralmanipülasyon:au
(aliulurasba/viralmanipülasyon:au

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder