15 Ekim 2016 Cumartesi

KIRKINDAN SONRA BİR KADIN SİYAHI

“… ben böyleyim.” Nasılım? Böyle. Siyah. Siyah bir zaman. Siyah bir nefes ve kan. Siyah bir şarkı. Olmamış bir yer burası. Siyah. Siyah olmamış bir renktir. Olmadığını, senden başkası bilmiyorsa, olmamasının bir anlamı yok, diye düşünmüyorsun. Olmadığın yerdesin. Siyah ve boşluk. Bir kadın olmanın en acı yanı, olmak istemediğin yerde olmanı, seni selamete götürmeyecek bir hastalık olmaktan çıkarıp, sağlık reçetesi haline getirmek olsa gerek. Boşluk yer değil. Siyah renk değil. İstememene rağmen olmak istemediğin yerde olursun, yarım bir kadınsındır. Yarım kadınlar var evet. Hatta, hemen hepsi yarım kadınların. Kanatlarının biri eksik kadınlardanım ben. Yarı uçan, yarı yürüyen, yarı kuş yarı belirsiz kadınlardan… Kendinden başka her şeye kıymet veren kadınlardan. Kendinden başka her şeyle tamamlandığını düşünen kadınlardan… Ve siyah kadınlardan. Ben böyleyim. Nasılım? Belki de babaları kırmıştı kalplerini ilk... Sonra o kalp kırıklıklarıyla babalarını utandırmamak için, bütün hayatlarını o faili affedilememiş ama kabullenilmiş kırık üzerine inşa ettiler. Bu seçimi istemeden yaptım. Hayır istedim. Ben benim, olmamış olan ben. Sonradan bu ben’i istemeyeceğim aklıma gelmezdi. Ben. Boşluk. Siyaha dönüş, sonra siyah. Koşullanılmış bir hayat… Bir alegori… Yaranı göstermemek için büsbütün yara olursun, kimse yara olduğunu anlamaz; seni kadın, seni insan sanırlar. Öyle ya, siyah renktir… Doğa boşluğu reddeder ya. Yalan. Doğa boşlukları sever. Boşluk kadındır. Boşluk sensin. Siyah ise bir renk değil, siyahtır. Daha iyisini yapabilirdin, diyorum kendime. Daha iyisi, “… ben böyleyim.” Kırkından sonra “… ben böyleyim” demek için kırk yıllık bir birikime gerek yoktu belki de. Kırıklar… Boşluk kırılmaz. Siyah kırılmaz. Oysa bir mucize eseri kadınsın.  Ölümün gözünü korkutansın. Ürkek bir alın yazısının içinde debelenip durmak… Hiçbir şey değişmiyor. Enkaz olma şehvetine boyun eğmek istemiyorum. Her an, her şekilde kullanılabilecek bir uyku hapı değilim. Bir şehvet nesnesi de değilim. Sadece dost kalınabilecek, çoğu zaman hoş sohbet yaşanılabilecek bir kadın da değilim. Yer yer saygı duyulmasın… Hakkımda dedikodu yapılsın istiyorum... Hissetmek istiyorum hayatı ve gerçek bir erkeği. Gelip her gün sırtımı verdiğim bir duvar olsun istemiyorum erkek. Bazen bir deniz olsun. Durduk yerde benim gibi bazen dalgalansın, birbirimize çarpalım istiyorum. Bazen iki sevgili arasındaki birbirini birbirine pekiştiren gerçek kavgalar yapmak istiyorum. Kapısı açılınca içine girilen bir kadın nasıl olunursa, kapısı açılınca dışarı çıkabileceğim, beni benimle kendime getirecek, beni benimle başbaşa bıraktığında bile onun hayatının en önemli bilgisi olduğumu hissedebileceğim bir erkek olsun istiyordum hayatımda. Bana düşkünlüğünü hissettirmeyen, ben yanındayken bile beni merak eden, öylesine alışkanlıkla değil, beni sevdiğine inandığı için düşünen bir insan; hatta bir erkeğin düşünme biçimi olmak istiyorum… Kendimi hissetmek istiyorum, etimi, kanımı, düşüncelerimi. Ne düşündüğümü hiç kimse sormadı, bildiklerini zannediyorlardı, biliyorlardı bekli de ama neden düşündüğümü hiç kimse bilmedi. Ben bile çoğu zaman neden bunları düşündüğümü merak ediyorum… Kendi kendime oluşturduğum bana ait bir acıyı hissetmek istiyorum ruhumda. Kendime ait bir yaramı kanatmak ve kendime şefkat duymak istiyorum. Kendime acımam bile bir başkasının yüzündenmiş gibi… Öfkeyle bir söz söylediğimde sevdiğim adamın uysallığındaki gücünü hissetmek istiyorum.  Hayatında ben varmış gibi sıradan çıkmadan yaşayanların huzuru ve mutluluğu benden ziyade; oysa yokum ki ben. Yok. Boşluk. Siyah. Yok nasıl sevsin, boşluk nasıl aşık olsun, siyah nasıl renk değiştirsin… sadece var mı var. Ordayım evet. Bir yerdeyim. Görülebilecek, istendiğinde ulaşılabilecek… Hayır. Kendime bile yokum ben, sana nasıl olabilirim ki… Annelik… Çocuklar… Mutfak… Her alışkanlık belli bir yüzsüzlükle yan yana ilerliyor; alışkanlıktan birinin etrafından bulunuyor olmam, gururumu kırıyor. Evet, kırılan bir gururum var aslında, kırıklar arasında farkedilmeyen. Mutlu olmadığın yerde durma, ilerle... Zaman içimden geçiyor, içinden geçiyorum zamanın… Hangi vazgeçiş daha kolaydır ki, insanın içinden her şey geçiyor, en çok da zaman geçiyor? Sahi hangi vaçgeçiş kolaydır ki, sözden, ekmekten, bilmiyorum. Boşluk işte, siyah. Kendime ait odam bu benim. Bu odada varlığım giderek daha da azalıyor. Boşluk büyüyor. Boşluk karşısında küçülmek üzücü… Hissediyorum. Ben bu oldum işte. Bu olmak istemezdim. Ya da bu olacağımı bilsem bunu istemezdim. Siyah. Boşluk.
(aliulurasba/viralmanipülasyon:au

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder