
Tımarhaneleri (akıl hastanelerini) kuran
biziz. Thomas S. Szasz’ye göre deliliği imal eden insandır. Tıpkı kanunları
yaptığımız gibi. Her ikisine de yabancı olan yine bizizdir. Neil Postman,
Televizyon: Öldüren Eğlence (2016) kitabının önsözüne, George Orwel’le giriş
yapar. Postman’a göre Orwel, dıştan dayatılan baskının bize boyun eğdireceği
görüşünü alıntılar. Cesur Yeni Dünya’nın (1991) yazarı, ütopyacı Aldo Huksley’e
göre ise insanları özerklikleri, olgunlukları ve tarihlerinden yoksun bırakmak
için Büyük Birader’e (Big Brother) ihtiyacı yoktur. Huxley, insanlar süreç
içinde üzerlerindeki baskıdan hoşlanmaya, düşünme yetilerini dumura uğratan
teknolojileri yüceltmeye başlarlar. Tıpkı sinirleri ve damarları gibi insanın
hem trajediye hem de trajik olmayana ihtiyacı vardır ve bunu kendisi üretir.
Freud’un, henüz tam anlaşılamayan ve çözülemeyen id, ego, süper egosu bunun en
belirgin felsefi kanıtıdır. Çatışma teorisi antik Yunan’a kadar uzanır. Bu
teorinin ideoloji bir hal alması ise Marx’ın Marx’tan ayrıştırılmasıyla mümkün
olmuştur. Bu çatışma teorine göre aslında insan ortadan kalkar. İnsanı ortadan
kaldıran yine insandır. Orwell, kitaplarının yasaklanacağından korkuyordu.
Huxley’in korkusu ise kitapları yasaklamaya gerek duyulmayacağıydı. Çünkü bir
dönem gelecek kitap okumak isteyecek kimsenin kalmayacak. Dolayısıyla Orwell
bizi enformasyonsuz, aslında “bilgi”siz bırakacak olanlardan, Huxley ise bizi
pasifliğe ve egoizme sürükleyecek kadar enformasyon yağmuruna tutacak (bilgi
sağanağına maruz kalacağımız) gerçeğinden korkuyordu. Bu elbette diyalektik bir
çatışmanın dip akıntısıdır. Nihayetinde Orwell hakikatin bizden gizlenmesinden,
Huxley hakikatin umursamazlık denizinde bir damla olarak eriyip kaybolmasından.
Postman’ın tez-antitez ve sentezi bir çatışmanın eseriydi. Orwel ve Huksley
birbirinin hem tezi hem antiteziydi. Sentez ise her ikisinin de aktive
olmasıydı. Orwell, 8 Haziran 1949’da basılan 1984’ün popüler hale geldiğini
göremeden, gençliğinden yakasını bırakmayan tüberkülozdan (veremden) 21 Ocak
1950’de 47 yaşında hayatını kaybetti. Kitabı yasaklanmış veya yasaklanmamış çok
da önemli değil. Çünkü artık eskisi gibi kitap okunmuyor. Yani insanların
bilgiye ihtiyacı yok. Kendilerinin bir bilgi olduğunu düşünüyorlar. Bir
başyapıt olan Cesur Yeni Dünya’nın yazarı Huxley, 32 yıl yaşadı. Huxley
kitabının önsözünde “Günümüzde totaliter devletlerinde köleliği sevdirmek,
propaganda bakanlıkları, gazete yayıncıları ve okul öğretmenlerine verilmiş bir
görevdir” diyordu. Böylece M. Faucault Deliliğin Tarihiyle (2006)
doğrulanıyordu. Yani hepimiz yaratıcı iktidarlarız. Bilgi üretmesek bile
otorite üretiriz. Kendimize yasalarla inşa ettiğimiz tımarhaneye ise dünya ve
hayat deriz. Kimse kaybetmemiştir ama hepimiz kaybetmişizdir ve bu kayıp ne
hikmetse bir zafer nişanesi gibidir. Çünkü sinirlerimizi sadece sinir,
damarlarımızı ise sadece damar olara düşünmeye devam ederiz, içinden nelerin
aktığını bilmek çok da lüzumlu değildir. Son cümle olarak Szasz’ın Deliliğin
tarihine girişinde Albert Camus’dan alıntıladığı şu cümlenin yeridir: Cinayete
masum bir kılıf bulunduğu an ki bu çağımıza özgü ilginç bir bakış tekniğidir,
masumiyetin o cinayeti haklı çıkardığı kabul ediliyor” (Szasz,2007, 7). (au
çizim: ali ulurasba
KAYNAKLAR
Faucault, Michael, Deliliğin Tarihi,
İmge Yayınevi, çev: Mehmet Ali Kılıçbay, 4. Baskı, Ankara 2006.
Huksley, Aldo, Cesur yeni Dünya, İthaki
Yayınları, çev: Ümit Tosun, 1. Baskı, İstanbul, 1999.
Postman, Neil, Televizyon: Öldüren
Eğlence, çev. Osman Akınhay, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2016.
Thomas S. Szasz, Deliliğin Tarihi,
Yerdeniz Yayınevi, çev: Gözde Genç, İstanbul, 2007.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder