11 Mayıs 2021 Salı

SİNİRLER VE DAMARLAR

 




Tımarhaneleri (akıl hastanelerini) kuran biziz. Thomas S. Szasz’ye göre deliliği imal eden insandır. Tıpkı kanunları yaptığımız gibi. Her ikisine de yabancı olan yine bizizdir. Neil Postman, Televizyon: Öldüren Eğlence (2016) kitabının önsözüne, George Orwel’le giriş yapar. Postman’a göre Orwel, dıştan dayatılan baskının bize boyun eğdireceği görüşünü alıntılar. Cesur Yeni Dünya’nın (1991) yazarı, ütopyacı Aldo Huksley’e göre ise insanları özerklikleri, olgunlukları ve tarihlerinden yoksun bırakmak için Büyük Birader’e (Big Brother) ihtiyacı yoktur. Huxley, insanlar süreç içinde üzerlerindeki baskıdan hoşlanmaya, düşünme yetilerini dumura uğratan teknolojileri yüceltmeye başlarlar. Tıpkı sinirleri ve damarları gibi insanın hem trajediye hem de trajik olmayana ihtiyacı vardır ve bunu kendisi üretir. Freud’un, henüz tam anlaşılamayan ve çözülemeyen id, ego, süper egosu bunun en belirgin felsefi kanıtıdır. Çatışma teorisi antik Yunan’a kadar uzanır. Bu teorinin ideoloji bir hal alması ise Marx’ın Marx’tan ayrıştırılmasıyla mümkün olmuştur. Bu çatışma teorine göre aslında insan ortadan kalkar. İnsanı ortadan kaldıran yine insandır. Orwell, kitaplarının yasaklanacağından korkuyordu. Huxley’in korkusu ise kitapları yasaklamaya gerek duyulmayacağıydı. Çünkü bir dönem gelecek kitap okumak isteyecek kimsenin kalmayacak. Dolayısıyla Orwell bizi enformasyonsuz, aslında “bilgi”siz bırakacak olanlardan, Huxley ise bizi pasifliğe ve egoizme sürükleyecek kadar enformasyon yağmuruna tutacak (bilgi sağanağına maruz kalacağımız) gerçeğinden korkuyordu. Bu elbette diyalektik bir çatışmanın dip akıntısıdır. Nihayetinde Orwell hakikatin bizden gizlenmesinden, Huxley hakikatin umursamazlık denizinde bir damla olarak eriyip kaybolmasından. Postman’ın tez-antitez ve sentezi bir çatışmanın eseriydi. Orwel ve Huksley birbirinin hem tezi hem antiteziydi. Sentez ise her ikisinin de aktive olmasıydı. Orwell, 8 Haziran 1949’da basılan 1984’ün popüler hale geldiğini göremeden, gençliğinden yakasını bırakmayan tüberkülozdan (veremden) 21 Ocak 1950’de 47 yaşında hayatını kaybetti. Kitabı yasaklanmış veya yasaklanmamış çok da önemli değil. Çünkü artık eskisi gibi kitap okunmuyor. Yani insanların bilgiye ihtiyacı yok. Kendilerinin bir bilgi olduğunu düşünüyorlar. Bir başyapıt olan Cesur Yeni Dünya’nın yazarı Huxley, 32 yıl yaşadı. Huxley kitabının önsözünde “Günümüzde totaliter devletlerinde köleliği sevdirmek, propaganda bakanlıkları, gazete yayıncıları ve okul öğretmenlerine verilmiş bir görevdir” diyordu. Böylece M. Faucault Deliliğin Tarihiyle (2006) doğrulanıyordu. Yani hepimiz yaratıcı iktidarlarız. Bilgi üretmesek bile otorite üretiriz. Kendimize yasalarla inşa ettiğimiz tımarhaneye ise dünya ve hayat deriz. Kimse kaybetmemiştir ama hepimiz kaybetmişizdir ve bu kayıp ne hikmetse bir zafer nişanesi gibidir. Çünkü sinirlerimizi sadece sinir, damarlarımızı ise sadece damar olara düşünmeye devam ederiz, içinden nelerin aktığını bilmek çok da lüzumlu değildir. Son cümle olarak Szasz’ın Deliliğin tarihine girişinde Albert Camus’dan alıntıladığı şu cümlenin yeridir: Cinayete masum bir kılıf bulunduğu an ki bu çağımıza özgü ilginç bir bakış tekniğidir, masumiyetin o cinayeti haklı çıkardığı kabul ediliyor” (Szasz,2007, 7). (au

çizim: ali ulurasba

KAYNAKLAR

Faucault, Michael, Deliliğin Tarihi, İmge Yayınevi, çev: Mehmet Ali Kılıçbay, 4. Baskı, Ankara 2006.

Huksley, Aldo, Cesur yeni Dünya, İthaki Yayınları, çev: Ümit Tosun, 1. Baskı, İstanbul, 1999.

Postman, Neil, Televizyon: Öldüren Eğlence, çev. Osman Akınhay, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2016.

Thomas S. Szasz, Deliliğin Tarihi, Yerdeniz Yayınevi, çev: Gözde Genç, İstanbul, 2007.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder