SEDAT PEKER. Bir "Antikahraman"ın "Açık Tanık" Olarak Tiratları Üzerine
BİR
Demokrasinin olmazsa olmaz özelliği denetlenebilirliğidir. Sedat Peker 8. kasetini yayınladı. Görüntülere dair bir çok sembolik ve imgesel yorum yapılabilir. Ancak Peker'in söyledikleri, bana göre tiratları daha önemli. Özellikle son yirmi yılda ehlileştirilmiş insan olarak "gizli tanık" kavramının pratikleriyle yargı aldığı kararlarla ahlaksızlığın gelişmesine önemli katkılar yaptı. Bunun çok sayıda örnekleri var. Yargının "Pardon" dediği yer aslında bir çok masum insanın canının yandığı yerdir.
Sedat Peker, özellikle 8. kasetiyle birlikte bir "antikahraman" olarak gizli tanıklar karşısında, "açık tanık" olarak yeni bir kavramı pratikleştirdi. Dolayısıyla 8 kaset boyunca tansiyonu yüksek, trajedi içinde komedinin de bir sos olarak yer aldığı tiratları, bir oyuncu olduğunun göstergesi değil, en azından sadece bir oyuncu olmadığını gösteriyor.
ÜÇ
Sedat Peker'i anlayabilmek için Arhur Koestler'in Gün ortasında Karanlık ve Hanna Arent'in Kötülüğün Sıradanlığı kitaplarını okumayı salık veririm.
DÖRT
Sedat Peker'in anlaşıldığı an da Türkiye'nin tarihinin artık "Sedat Peker'den önce ve "Sedat Peker"den sonra diye takvimleneceğini düşünüyorum. Bir roman kahramanı olarak Rubashov, Koestler'in Gün Ortasında Karanlık eserinde günlüğüne şöyle yazmıştır: Başının dönmesini istemeyenler salıncağın hareket çizgisinin yasalarını öğrenmek zorundadır. Tarihte bir sarkaç hareketiyle karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor..." Sarkaç hareketinde hiçbir zaman bir durmak yoktur. Hep bir başlangıç vardır... Bu bağlamda "Kötülüğün Sıradanlığı" da tam bu bitevi sarkaç hareketidir. Değişim önce kötülükle ve korkuyla gelir.
BEŞ
Sedat Peker İbikus'un turnaları mıdır, "İbikus mudur" yoksa bir başkası mıdır çok da mühim değil. Sedat Peker, bir "açık tanık" itirafçısı olarak ülkedeki dönüşümü "bir kamera bir tripod"la özetlemekte ve bir şeyler söylemektedir. Kimse buna kulak tıkayamaz, artık tıkayamaz ve karşısına "aşağılamalarla" kahramanı oynayamaz, artık oynayamaz. Çünkü bu tiratlar, bir oyuncunun tiratları da olsa bir metne bağladır ve bu metin canlı varlığıyla soluk alıp vermektedir... İncil'de insanların her şeye karşı sessiz kalmaları yani koyun olmalarıyla ilgili şöyle bir ifade vardır: Konuşmalarınız evet, evet; hayır, hayır ile sınırlı olmalı; çünkü daha fazlası kötülük getirir." Yığınların olgunlaşması kendi çıkarlarını fark etmeleriyle doğru orantılıdır denir. Yığınların bilinci dünyanın nesnel şartlarına yetiştiğinde kaçınılmaz olarak hukuk zorunluluktur. Toplum "nasıl" diye sorup nedenleri araştırmayan estetik meraklısı bir şaşkınlar topluluğu değilidir, en azından bir süre sonra böyle olmadığını kavrar. Mehmet Akif'in söylediği gibi "koyun" bir gün başının neden çekilip durduğunu da sorar... Nihayetinde halk kendi yaptığı devrim ile kendi yarattığı yeni durumu anlamayı başarıncaya dek evet birkaç kuşak ölüp gider ama bir dönem sonra konuşmalar "evet, evet" ve "hayır, hayır" ile sınırlı kalmaz, kalamaz. Böylesi bir değişimin Sedat Peker üzerinden olacak olması, ya da oluyor olması veya olma ihtimalinin bulunması da bu ülkeye mahsus şans veya acınası bir durum olarak değerlendirilebilir... (au

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder