Araştırmalarıma göre 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremleri ile ilk kez, oldukça ciddi biçimde toplum psikolojisi üzerine dinamik çalışmalar ortaya konulmaya başlanmış. Bu araştırmalara göre 1999 ve 2000 Türk toplumunun yaşamında önemli değişiklikler olmaya başlamış. Bunun en belirgin biçimde ortaya çıktığı yer ise aile. Yani ailedeki değişim. Evlenmeler, boşanmalar, evlilik ve boşanma biçimleri, aile içi şiddet... 1990'larda başlayan dünyadaki ekonomik ve sosyal gelişime paralel Türk aile yapısındaki değişim, aile bireyleri arasındaki iletişimsizlik... Ayrıca eskisi gibi dini inanışın (özellikle İslâm) inancının aile içinde ve toplumda daha az solüsyon görevi görmeye başlaması...
Ekonomideki neoliberal politikalar, yeni medya sistemi (internet dolayısıyla sosyal medya). eğitim öğretim ve sınav sistemindeki sürekli değişiklikler, değişen sosyal hayat ve bireyleri, özellikle de gençlerin buna ayak uydurması... İntiharların karmaşık ve çok farklı sebepleri var ama bu son yıllardaki olağanüstü değişim özellikle gençleri "kararsız suskun"lar ve "gösterişli umutsuz"lar haline getirmiş durumda. Gençler, okuduğum bilimsel araştırmalarda öyle sanıldığı gibi sosyal değiller; görüntüde evet öyle...
Dediğim gibi gençler "kararsız suskun" ve "gösterişli umutsuzlar" olarak ortaya çıkıyor. Gençlerin bu "kararsız suskunluk"ları gençleri konuşuyormuş, ailesiyle, öğretmeniyle, toplumuyla diyalog kuruyormuş gibi ama bilimsel araştırmalar öyle demiyor. İkincisi gençler "gösterişli umutsuz" olarak aslına umutsuzluklarını giydikleriyle, konuşmalarıyla, sosyal medyadaki davranışlarıyla kısaca popüler "Z kuşağı" fenomenliğiyle örtüyorlar... Demem o ki, 1999 yılından 2021 yılına kadar intiharlar belirli bir ivmede artıyor. İntiharlar özellikle gençler arasında yaygınlaşıyor. Yaklaşık 22 yıllık çok değişik ve yeni bilimsel araştırmalara göre gençler öncelikle kendilerini aileleri içinde ifade edemiyorlar. Dolayısıyla kendilerini okullarında, öğretmenlerine ifade edemiyorlar ve gençler kendilerini topluma ifade edemiyorlar. Ailenin yapısındaki değişiklik yani geleneksel aile modelinden yeni bir aile modeline geçiş, aile içindeki "diyalog" sistemini kapatmış görünüyor.
Özellikle son 1 yıldaki salgın hatalık dolayısıyla, yine bilimsel araştırmalara göre insanların eve kapanmasıyla bu aile, okul ve toplum ile ortaya çıkan diyalogsuzluk neredeyse had safhaya ulaşmış durumda. Yine bilimsel araştırmalara göre bu intiharlara karşı yapılabilecek en dinamik süreç aile, öğretmen, toplum olarak "diyalog kanallarının açık tutulması". Hatta bu diyaloğun, 19. ve 20. yüzyıl söylemleriyle değil 21. yüzyıl söylemleriyle yeniden kurulması. Yani insanlar arasında yeni bir diyaloğun inşa edilmesi. Bu dilin en önemli argümanı ise "yargılamamak"... İnsanların, özellikle de gençlerin kendilerini olabildiğince açık ifade etmelerine imkan sağlamak... İyi bir dinleyici olabilmek. Hatta gerekirse aile içinde haftanın belli günleri, grup halinde konuşma (anlatı) terapileri geliştirebilmek. Özellikle gençlerin sihirli kelimelere ihtiyacı olmadığını bilmek... Hatta aile fertleri olarak grup terapileri yaparak "dertleşmek"ten çok, herkesin kendini ifade edebilmesi... Çoğumuzun ihtiyacı aslında ilgilenilmek... Gerçekten de çoğu zaman en önemli olan şey yalnız olmadığımız... (au

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder