27 Nisan 2015 Pazartesi

ŞİZOFREN DİĞERİMİZ: İKTİDARLAR

Büyük ve ağır yıkımlar getiren suçları kimse üzerine almaz. Sadece yakın tarihimizdeki büyük buhrana kim neden olmuştur, birinci ve ikinci dünya savaşlarını kim çıkarmıştır, öznesini bulamazsınız. Asla da bulamayız. Geçmiş asla silinmez ama biz arzularımızdan oluşturduğumuz sis duvarı ardında tutarız geçmişi. İşimize böyle gelir. Oysa tarihi yapanlarla tarihi yazanlar ayrı kişilerdir: Kalabalıklar. Adına ister demokrasi deyin ister başka bir yönetim biçimi kimse bugünkü dünyamızın gidişatından sorumsuz değildir. Ancak bir suçlu arandığında parmakları burnumuzun ucunda hissederiz ve bizim parmağımızda bir başkasının burnunun ucundadır: Sen. Hepimiz bize göre sen'izdir Sen, kimdir? Sen kim değildir ki. Seçimin yaklaştığı şu günlerde en büyük alış-veriş pazarı kurulmuş durumda. Kim ne verecek, karşılığında bizden (Sen’den) ne isteyecek?.. Ne kadar çok alırsak ve ne kadar az verirsek aslında o iktidara gelecek. Bugünkü tablo karşısında kimse kendine muhalif bir tavır takınmamalı. Ya da takınmalı ama kaale alınmayacağını bilmeli. Bugün demokrasi dediğinizde bir AVM kültürünün uzantısı. Geniş caddeler, hızlı trenler, dünyanın en uzak noktasına en fazla kırk sekiz saatte giden uçaklar… Ben de demokrasiye inanıyorum ama insanların gizledikleri kendilerine karşılık iktidara şizofren diğer kendilerini taşıdığına da inanıyorum. Acıdan zevk almak insanın kusuru mu, hayır acıdan zevk almak tarihin ruhudur. Hayatın hiçbir anlama gelmediğini hepimiz biliyoruz. Yine de hayatı savunuruz. Ancak bu savunma biçimi kazandıklarımız dairesinden belirginleşerek bizi var eder… Şizofren olan ve iktidarda olan gevezedir ama biz çok sesli değilizdir. Sesimiz çıktığı anda da konuştuğumuz şeyler genellikle karşı tarafı suçlamaktır. Kendi ellerimizle yarattığımız hayatımıza karşı burukluğumuzla, kendi ellerimizle iktidara (muhaliflik de bir iktidar biçimidir) getirdiklerimize karşı öfkemizin ritmi aynıdır aslında. Kim kendini suçlar, şizofren ötekimizdir hep suçlu olan. Kimi seçerseniz seçin veya kimi seçersek seçelim bize daha fazla özgürlük, daha fazla ekonomik güç veya şu veya bu kazandırmayacak. Karıncalardan veya arılardan daha telaşlı olmamızın bir anlamı yok. Zihnimiz aynılığı keşfetmiş durumda ve rahat, canımız sıkıldıkça bu sıkıntıya hayranlığımız artıyor. Tembellik vücudumuzu kamaştıran sahte bir bilgelik halini almış…
Muhaliflik olmak bir iktidarın yıkılması için yegâne amacı hatta saplantısı haline gelmişse kendini yok etme, kendiyle birlikte bütün umutları da yok etme arifesindedir. Aynı şey iktidar için de geçerlidir. Eksiksiz melankoli iktidarı da muhalefeti de sarmış durumdadır…
Dolayısıyla en felsefi tanımıyla hayat gardiyansız bir hapishanedir. İnsanlığımızın temel değerleri ise bellidir ve bu değerler tüketimden geçmez, bunları saymak istemiyoruz. Hakikatin peşinde koşan gerçek kahramanlar kendi alın yazısı adına kendi alın yazısıyla çarpışır, bir inanç, bir ideoloji veya herhangi bir karşılık adına değil. En azından kendime adıma: Şizofren diğerimizi (iktidar ya da muhalefet) kutsallaştırmayalım. Her insan her şeyi vaat edebilir ama her kıvılcım düştüğü yerdeki varlığını keşfettiği an yok olur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder