Biz kibritle oynarken yangın çıkaran zamana karşı
ihmal, bütün en iyi ihtimalleri ortadan kaldırıyor. Oyunumuzun bütün taşlarında
parmak izimiz var ama yenilgimizi kabullenebilmek için suç ortakları arıyoruz
kendimize. Küçük yalanlara inananların sayısı ne kadar da büyük... Radyo ilk
çıktığı (Radyo Çağı-duyma) veya ülkemize ilk geldiği zamanlar insanların
birbirine olan güveni sarsılmış mıydı veya o zamanın insanları radyoyla
geçirilen vakitte cömert, diğer insanlara karşı vakit ayırmakta cimriler miydi
bilmiyorum. Ama bir zamanlar televizyonun insan ilişkilerini etkilediği
üzerinde durulmuş (Televizyon Çağı-Görme ve duyma), ciddi ve ciddi olmayan söylemler,
araştırmalar, istatistikler yayınlanmıştı. Televizyon insanları birbirinden
koparıyor, insanların birbirine olan ihtiyacı azalıyor, sohbetler azaldı,
herkes bir ekranın karşısında televizyon kapanana kadar kimse kimseyle
konuşmuyor… Daha bir sürü suçlama vardı televizyona karşı, oysa televizyonun
bundan hiç haberi yoktu, doğrusu umurunda da değildi. Çok kanallı olunca iş
biraz daha sertleşir gibi oldu çünkü aile bireyleri ayrı ayrı kanalları
seyretmek istiyordu. Bu da belli bir gerilimi tetikliyor ve böylece televizyon
gerçekten de insanları ayıran bir özelliğiyle karşımızda dikiliyordu. Sonra
evdeki televizyon sayısı arttı, iş kökünden halledildi. Herkes kendi odasında
istediği her neyse onu izlemeye başladı… Ancak radyodan televizyona geçişteki
sancı, televizyondan bilgisayar ve dolayısıyla internete (İnternet-Bilişim
Çağı, Görme-duyma-iletişime geçme) geçişteki sancının milyonda biri bile
değildi. Bilgisayar hayatlarımıza o derece hızlı girdi ki, birbirimizden
koparılırcasına alındık birbirimizden. Yumuşak bir geçişin olmaması ve
birbirimizin gözlerinin içine baka baka bilgisayardan internete sızmamız, hissettiğimiz
ama önemsemediğimiz lirik bir acıdan çok bir ilk gençlik hevesiyle
affedilebilirmiş çocuksu yaramazlık gibi gelmişti. Öyle olmadığı da
bilgisayarın ve internetin cep telefonlarına entegre edilmesiyle çok geç
olmadan anlaşıldı. Bu geçişler aslında birbirine zincirleme bağlıydı ve son
halkanın içine ne kadar zincir bağlanacağı bilinmiyordu. Hâlâ da bilinmiyor (Bilişim
çağının post-ergenleriyiz). Çünkü daha öncesinden deneyimlenmiş bir durum değil
internet bağımlılığı… Yanlış bilmiyorsam: Psikolojide bir insanı yüz üstü
yatırarak öldürmek, öldürülenin (Maktul), öldüren (Katil) tarafından kişiliksizleştirmesi
olarak nitelendiriliyor. İnternet kullanımımızla, katil-maktul arasında böylesi
bir ilişki düzeni kurduğumuzu düşünüyorum. Evet, bir canlı organizma gibi
düşünüyorum, çünkü internet, artık hayatın kopyalandığı bir sanal gerçeklik
halini almış durumda. Eğer, sosyolojik ve psikolojik açıdan, interneti
kullandığımız için insanlar arasında büyük bir güven bunalımının ortaya
çıktığını, moral değerlerde çöküntü yaşandığını söylüyorsak ve bu bilimsel
makalelere girecek kadar ciddiyse internet canlıdır. Hatta hayatın bir parçası
olmaktan öte hayatın hem içinde hem dışında bir varlık olarak bizi gerçek
hayattan fazlasıyla kuşatmış durumdadır… En başa dönece olursak biz kibritle
oynarken yangın çıkaran zamana karşı ihmal, bütün en iyi ihtimalleri ortadan
kaldırıyor. Oyunumuzun bütün taşlarında parmak izimiz var ama yenilgimizi
kabullenebilmek için suç ortakları arıyoruz kendimize. İnsani değerlerimizi bir
bir kaybederken ve yavaş yavaş ekranlar üzerinde yüz üstü ölürken katilimizle
kurduğumuz karşılıklı suçluluk bağından medet umuyoruz. Katilimizin bize, bizim
ilgimize ihtiyacı olduğu kadar bizim de katilimizin ilgisine ihtiyacımız
olduğunu haykırıyoruz ama sessiz bir çığlıkla. Çünkü hâlâ bazı yanlış anlamalar
olabilir. Bu eşik de aşıldığında ne olacak dersiniz? İnternete herhangi bir
şekilde yüklediğimiz bırakın yazı, fotoğraf, özel hayatla ilgili bilgileri,
anlam kadar internet de bize bir anlam yüklüyor. Bu anlam ütopik olanı aşan
distopik-post-reellik içeriyor ama bir o kadar da ütopya içinde ve hayal
edilenin ötesinde bir düşünceyle aynı yatakta yatıyor; fantezi gerçeği yok
ederken kendi gerçeğini ete, kemiğe ve ruha bürüyor... Bu şişme bir kadınla
veya erkekle yatmak gibi tek taraflı bir zevk ama o tek kişi iki taraf da zevk
alıyormuş gibi kendini kaptırıyor, kendi yarattığına… İnternet ile olan
bireysel bağımızda organik olan inorganiğe, inorganik olan organiğe dönüşürken…
Duşta ıslanmayan telefonlar icat oldu mu bilmiyorum ama bu icat olduğunda bir
yeni eşiği daha aşmış olacağız. Post-moral bir toplum…
(au, imaj:aliulurasba
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder