11 Mart 2015 Çarşamba

KİŞİLİKSİZLEŞTİREREK ÖLDÜRMEK

Biz kibritle oynarken yangın çıkaran zamana karşı ihmal, bütün en iyi ihtimalleri ortadan kaldırıyor. Oyunumuzun bütün taşlarında parmak izimiz var ama yenilgimizi kabullenebilmek için suç ortakları arıyoruz kendimize. Küçük yalanlara inananların sayısı ne kadar da büyük... Radyo ilk çıktığı (Radyo Çağı-duyma) veya ülkemize ilk geldiği zamanlar insanların birbirine olan güveni sarsılmış mıydı veya o zamanın insanları radyoyla geçirilen vakitte cömert, diğer insanlara karşı vakit ayırmakta cimriler miydi bilmiyorum. Ama bir zamanlar televizyonun insan ilişkilerini etkilediği üzerinde durulmuş (Televizyon Çağı-Görme ve duyma), ciddi ve ciddi olmayan söylemler, araştırmalar, istatistikler yayınlanmıştı. Televizyon insanları birbirinden koparıyor, insanların birbirine olan ihtiyacı azalıyor, sohbetler azaldı, herkes bir ekranın karşısında televizyon kapanana kadar kimse kimseyle konuşmuyor… Daha bir sürü suçlama vardı televizyona karşı, oysa televizyonun bundan hiç haberi yoktu, doğrusu umurunda da değildi. Çok kanallı olunca iş biraz daha sertleşir gibi oldu çünkü aile bireyleri ayrı ayrı kanalları seyretmek istiyordu. Bu da belli bir gerilimi tetikliyor ve böylece televizyon gerçekten de insanları ayıran bir özelliğiyle karşımızda dikiliyordu. Sonra evdeki televizyon sayısı arttı, iş kökünden halledildi. Herkes kendi odasında istediği her neyse onu izlemeye başladı… Ancak radyodan televizyona geçişteki sancı, televizyondan bilgisayar ve dolayısıyla internete (İnternet-Bilişim Çağı, Görme-duyma-iletişime geçme) geçişteki sancının milyonda biri bile değildi. Bilgisayar hayatlarımıza o derece hızlı girdi ki, birbirimizden koparılırcasına alındık birbirimizden. Yumuşak bir geçişin olmaması ve birbirimizin gözlerinin içine baka baka bilgisayardan internete sızmamız, hissettiğimiz ama önemsemediğimiz lirik bir acıdan çok bir ilk gençlik hevesiyle affedilebilirmiş çocuksu yaramazlık gibi gelmişti. Öyle olmadığı da bilgisayarın ve internetin cep telefonlarına entegre edilmesiyle çok geç olmadan anlaşıldı. Bu geçişler aslında birbirine zincirleme bağlıydı ve son halkanın içine ne kadar zincir bağlanacağı bilinmiyordu. Hâlâ da bilinmiyor (Bilişim çağının post-ergenleriyiz). Çünkü daha öncesinden deneyimlenmiş bir durum değil internet bağımlılığı… Yanlış bilmiyorsam: Psikolojide bir insanı yüz üstü yatırarak öldürmek, öldürülenin (Maktul), öldüren (Katil) tarafından kişiliksizleştirmesi olarak nitelendiriliyor. İnternet kullanımımızla, katil-maktul arasında böylesi bir ilişki düzeni kurduğumuzu düşünüyorum. Evet, bir canlı organizma gibi düşünüyorum, çünkü internet, artık hayatın kopyalandığı bir sanal gerçeklik halini almış durumda. Eğer, sosyolojik ve psikolojik açıdan, interneti kullandığımız için insanlar arasında büyük bir güven bunalımının ortaya çıktığını, moral değerlerde çöküntü yaşandığını söylüyorsak ve bu bilimsel makalelere girecek kadar ciddiyse internet canlıdır. Hatta hayatın bir parçası olmaktan öte hayatın hem içinde hem dışında bir varlık olarak bizi gerçek hayattan fazlasıyla kuşatmış durumdadır… En başa dönece olursak biz kibritle oynarken yangın çıkaran zamana karşı ihmal, bütün en iyi ihtimalleri ortadan kaldırıyor. Oyunumuzun bütün taşlarında parmak izimiz var ama yenilgimizi kabullenebilmek için suç ortakları arıyoruz kendimize. İnsani değerlerimizi bir bir kaybederken ve yavaş yavaş ekranlar üzerinde yüz üstü ölürken katilimizle kurduğumuz karşılıklı suçluluk bağından medet umuyoruz. Katilimizin bize, bizim ilgimize ihtiyacı olduğu kadar bizim de katilimizin ilgisine ihtiyacımız olduğunu haykırıyoruz ama sessiz bir çığlıkla. Çünkü hâlâ bazı yanlış anlamalar olabilir. Bu eşik de aşıldığında ne olacak dersiniz? İnternete herhangi bir şekilde yüklediğimiz bırakın yazı, fotoğraf, özel hayatla ilgili bilgileri, anlam kadar internet de bize bir anlam yüklüyor. Bu anlam ütopik olanı aşan distopik-post-reellik içeriyor ama bir o kadar da ütopya içinde ve hayal edilenin ötesinde bir düşünceyle aynı yatakta yatıyor; fantezi gerçeği yok ederken kendi gerçeğini ete, kemiğe ve ruha bürüyor... Bu şişme bir kadınla veya erkekle yatmak gibi tek taraflı bir zevk ama o tek kişi iki taraf da zevk alıyormuş gibi kendini kaptırıyor, kendi yarattığına… İnternet ile olan bireysel bağımızda organik olan inorganiğe, inorganik olan organiğe dönüşürken… Duşta ıslanmayan telefonlar icat oldu mu bilmiyorum ama bu icat olduğunda bir yeni eşiği daha aşmış olacağız. Post-moral bir toplum…
(au, imaj:aliulurasba


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder