17 Mart 2015 Salı

Allah’a Emanet Olun Gençler

Belki de özür dilemeliyiz onlardan. Gençlerden bahsediyorum. Zaman zaman kitap imza günlerimde birlikte olduğum gençleri yorgunluğunu, bıkkınlığını ve boşvermişliğini… daha iyi anlamaya başladım. Çünkü ağır kanamalı bir ülke emanet almıştık büyüklerimizden. Üstelik bu yaraların neden açıldığını onlar da bilmiyorlardı. Ya da biliyorlardı ve bunda biraz kendileri de suçluydu da bize hissettirmek istememişlerdi. Bir umut… En iyi bildikleri veya en iyi bildiklerini sandıkları şeyi yapacaklardı: çocuklarını en iyi şekilde ve yara bere almadan yetiştirmek. Birini bir yolculuğa uğurlarken söylediğimiz “Allah’a emanet ol” gibi bir şeydi bu. Nereye, ne için ve nasıl gittiğinden, gittiği yere ulaşıp ulaşmayacağından ama en azından ulaşması için bir umut barındırılan, kimlerle karşılaşacağından ve kendi başına ne yapacağından emin olmadığımız sevdiklerimizi uğurlama biçimimizin son cümle kalıbı: “Allah’a emanet ol.” Başka kime emanet edilebilir ki insanın çok sevdiği. Oysa çocuklarımızı Allah’a emanet etmeden önce yapacağımız çok şey vardı. Çoğunu yapılmadı. Yaptırılmadı da. Ancak geçmiş, geçmişimiz kolaylıkla suçlu bulacağımız en karanlık ve en kalabalık şehir gibiydi. “Şu” dediğimiz herkes ve her şey, objektif veya subjektif suçlu olabilirdi. Hiçbir önemi yok. Çünkü artık suçlu bulmuş olmamız bugünkü gençlerimizin omuzlarında hissettiği o ağır kanamalı yarayı hafifletmeyecek. Aynı hataları tekrarlamak ve hatta bir miras gibi bırakmak her şeyi daha da içinden çıkılmaz bir hale sokuyor. Elbette kendimizi başkasının yerine koymak, koyabilmek bir ayrıcalık olabilir ama aslında bu büyük bir sorumluluktur. Bugün gençlerin yerine kendimi koyamıyorum ama onları anlamaya çalışıyorum. Bu noktada sanırım büyük bir özür borcumuz var gençlerimize. Büyük harflerle söylendiğinde anlamlı olacak veya bağışlanmış olmamız dolayısıyla ruhumuzu sıkıntıdan kurtaracak bir özürden daha geçerli bir özür olmalı bu. Onlara yeni bir içerik sunmalıyız. Yeni bir insan ve yeni bir ülke içeriği sunmalıyız gençlerimize. İnsanın yeniden tanımlandığı, ülkenin ne anlama geldiği, namus, şeref, onur, doğruluk, dürüstlük… din gibi kavramların nerede, nasıl, ne şekilde ve ne için kullanılacağına ilişkin sağlam bir içerik. Kadın erkek ayrımı yapmadan yapmalıyız üstelik bunu. Sadece geleceğimizi kurtarmak adına da değil, yeni bir ülke, yeni bir dünya ve dünyamızın geleceği açısından… En başta yapmamız gereken şey ise konuşmadan çok iletişime geçme seansları düzenlemeliyiz. Bu sadece okulda olabilecek, ders olarak okutulabilecek bir şey değil. Temas kurabileceklerimizle nasıl iletişime geçeceğimizle ilgili temel bir dil, beden, ve ruh dili geliştirmeliyiz. İyi insanların iyi niyetinden vurulmayacağını göstermeli hatta bunu ispat etmeliyiz… Gözün, dilin, elin ve insanı insan yapan her şeyin bir anda silah olabileceğini ve karşımızdaki insanı öldürebileceğini onlara öğretip gösterirken biz de kendimizin içeriğini değiştirmeliyiz, ayrım yapmadan. Birbirimizi Allah’a emanet edip İblis’in yelkenlisiyle kendi kendimizi geleceğe uğurlayamayız. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder