Eğer Çanakkale'de "beyaz elbiseli
evliyalar" ya da "beyazlar giymiş Allah'ın askerleri"ne veya
"yürüyen koruyucu ilahi bulutlara" inanırsak, bazı iktidarların da
"Allah tarafından gönderilmiş" olduğu su götürmez. Mucizeler de yok.
Çanakkale'de başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu coğrafyada yaşayan
ve onu canı pahasına severek-savunan insanların kırılmaz dirençleri var. Gazi
Mustafa Kemal Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer*, hatıralarında; “Anafartalar
muharebelerinin ilk kanlı hızının sarsıntısı henüz durmamış, yer yer, zaman
zaman sınırlı fakat şiddetli devam ediyordu Ağustos ayının sıcak günlerinden
birini yaşıyorduk. Öğle vaktini bir iki saat geçiyordu…” diyordu.
Olağanüstü anlar yaşanıyordu o gün öğleden
sonra ve savaş kanlı bir biçimde sürüyordu. Durum Gazi Mustafa Kemal’e
bildirilmişti. “Uzakta bile olsa hiç olmazsa umumi manzarayı görmek ve ona göre
tedbir almak zaruretiyle, kumandanım ve erkânıharp zabit heyetinin birinci
kademesi, karargâhın kuzeybatısında bulunan Gazitepe’deki gözetleme mahalline
koşarak çıktık.”
Manzara herkesi üzmüştü. Ancak Gazi Mustafa
Kemal’in gözü ilginç bir şeye takılmıştı. “Gözetleme dürbünüyle Abdurrahman
Bayırı’nda gayet atik, tetik, düşmana saldıran, idmanı yerinde beyaz elbiseli
askerlerin süngü savaşı yapmakta oldukların görmüştü. Şahsi dürbünlerimiz de
aynı levhayı resmetmişlerdi.”
Orduda beyaz elbiseli kıta yoktu. Önce beyaz
elbiselilerin düşman olduğu zannedildi. Çünkü beyaz elbiseliler olağanüstü
çatışıyor, buradan bir gedik açmaya çalışıyorlardı. Eğer buradan bir gedik
açılırsa Damakçalık Bayırı, Kayacıkağılı ve Azmak Vadisi’ndaki fırkalar büyük
tehdit altına girmiş olacaktı. Böylece düşman sadece gedik açmakla kalmayacak
büyük kayıplara da neden olacaktı.
Gazi Mustafa Kemal asabiyette ve çok
heyecanlıydı. Durum karşısında bir hatalı aramıyordu. Tehlikeyi bertaraf için
bir çare arıyordu. Tam bu sırada beyaz
elbiseli askerlerin kumandanlarından bir telefon raporu geldi. “Gelen telefon
raporunu hep birlikte dinledik. 4. Fırka’nın alayı, karşılıklı bir süngü
hücumuyla çoğunun cesedi siperlerimizde kalmış olan düşmanı, tamamıyla
püskürttüğünü bildiriyordu. Sorulan beyaz elbiseliler için de, günün bunaltıcı sıcağının
tesirini azaltmak vesilesiyle alay askerleri ceketlerini çıkarıp istirahat
etmekteymişler. Düşmanın ani taarruzunda ceket vesaire teçhizatını giymek için
vakit harcayacakları birkaç dakika düşmanın muvaffakiyetine hizmet edebileceği
kaygısıyla silah ve süngüsünü kavrayan erlerimizin misli görülmeyen bir hücumla
düşman üzerine atılmış oldukları anlaşılmıştı. Gördüğümüz beyaz elbiseli
askerler meğer sevgili ve kahraman Mehmetlerimizmiş.”
*Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, Cepheden Meclise Büyük
Önder ile 24 yıl, Derleyen Turgut Gürer, 499 sayfa, Türkiye İş Bankası
Yayınları-Kültür Yayınları, Anafartalar’da Beyaz Elbiseli Askerlerin Sırır,
Sayfa: 10-11


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder