"...
Bütün yoldan çıkışlarımız güyâ bir arayışın eseri olabilir mi?.. Hayâl kırıklıklarımız arayışımızdaki usancımızı kutsar. Ancak tembelliğin rehaveti aradığımızı bulmadan bizi teslim alır. Bu yüzden bulaşırız başkalarına. Arayış ve buluşun en kolay yoludur birbirimize yavaşça tırnaklarımızı geçirmemiz. Artık karşımızdakinin değişimi, bizim değişimimizden daha kolaydır, hattâ elzemdir. Karşımızdaki “Neden ben değişiyorum?” diye sorduğunda, vazgeçeriz o insandan. Vazgeçişlerimiz bizi yavaş yavaş yalnızlığın, güyâ şefkatli kollarına atar. Bu hastalıklar atlası, ayaklarımızı toprağına öyle bir yapıştırır ki, her adımda kendi vicdânımızı yalana alıştırırız. Bizden ayrılıp giden, evet kesinlikle bizden ayrılıp giden, bizi yalnız bırakan bütün insanlar için bir bahânemiz vardır: Benim gibi değil... Benim gibi düşünmüyor… Benim gibi yaşamıyor… Benim kadar anlayışı yok… Benim…
Duygusal bir tembellik eseri, her güzel şey yerle yeksan olur. İnsanın insana zulmü kendisine zulümdür oysa. Bunu bile es geçeriz. Değiştirmek istediğimiz bütün insanların çekip gidişlerindeki veya gönderilişindeki sebeplere baktığımızda, kendi sûretimizin de bir yansımasını görürüz o bencillik aynasında.
İstediğimiz neydi, ne ummuştuk, ne bulduk? Kim suçlu?...
(Lâ Kışı, Ali Ulurasba)
Not: Destekleriniz için teşekkürlerimle...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder