KURBAN
BEDENLER: Türkiye’de Kötülüğü Yeniden Tanımlamak
Kurban edilenlerin sayısı kurban edenleri geçebilir mi? Geçerse ne olur? Kurban edenler de kurban mı olur yoksa kurban etmek bir fetiş halini alır ve hepimiz mutantlara mı dönüşürüz? Her şeyin değiştiği, özne gibi gerçeğin de yeni bir kimlik kazandığı çağımızda, Türkiye’de birçok şey yeniden tanımlanmalı. Ancak daha önemlisi kötülüğün yeniden tanımlanması gerekiyor. Sahi, kötülük nedir?
KÖTÜLÜĞÜN PSİKOLOJİSİ
Psikiyatrist Peck,
“Kötülüğün Psikolojisi” adlı kitabının girişinde Ancak kitabı “yazarken endişe
de duydum. Kitabın kötülük potansiyeli var. Bazı okuyucuların acı duymasına
neden olabilir”[1]
diyor. Kurban bedenler de inşa edilir. Barış Gelinleri projesinde Türkiye’ye
gelen ve gelinliğiyle birlikte tecavüz edilip öldürülen Pippa Bacca bir kurban
bedendi. Pipa Bacca ve Silvia Moro, yola çıkmadan önce internet sitelerinde
romantik bulunan bir açıklama yapmışlardı. Açıklama şöyleydi: “Otostop yapmak, baka insanlara inanmayı
seçmekle ilgilidir. Ve insan, Tanrı’nın küçük bir sureti gibi, kendisine
inananları ödüllendirir.”[2] Pipa Bacca, otostop yaptığı bir
kamyoncu tarafından katledilir. Burada iyi niyeti inşa eden romantizm değil,
cesaret hiç değil, sadece insanlara inanmayı seçmek zorundayız. Bu bir güven
meselesi olmaktan çok yaşamı idame ettirmeyle ilgili bir konu. Çünkü hiçbir
zaman evimize aldığımız bir kilo sütün bir kilo süt olduğunu bilemeyiz ve o bir
kilo sütün bir kilo olup olmadığı endişesiyle de yaşayamayız. Çünkü bu endişe
bizi kurban yapabileceği gibi kurban eden haline de dönüştürebilir. Nihayetinde
Peck’in görüşmecisi George, sorunlarından kurtulmak ümidiyle Şeytan ile anlaşma
yapar. Hatta anlaşmaya oğlunu da dâhil eder. Bu anlaşmanın özü ise George’nin
kendi kötü durumundan kurtulmak için kötülük yapmaya yönelmesidir.
KÖTÜLÜK BİLGİSİZLİĞİ
Kötülük hakkında her
şeyi bilmiyoruz. Neyin kötü olduğuna dair fikirlerimiz olabilir. Kötülük çok
önemli ve çok boyutlu bir konu. Tek taraftan bakmak son derece sakıncalı.
Sadece psikolojik değil kötülük, aynı zamanda sosyolojik. Hatta kötülüğün
içinde bireyden çok toplum var. Kötülük hayatın karşısındadır. Bir cinayet
soyut değildir. Kötülük öldürmekle ilgilidir. Bu cinayeti somut olduğu kadar
soyutlaştırır da; ruhu öldürmek de bir kötülüktür, hatta en büyük kötülüktür. Kötülük
“canlılığı öldürmek için fırsat kollayan ve insanların içinde veya dışında
yaşayan bir güçtür.”[3]
Sonuçlara göre sebepler de (zorlama sebepler) kötü olabilir; kötümserlik
kötülük olabilir; ve dahası. O yüzden kötülük, sadece sonuçlara bakarak
temalandırılabilecek ve üzerinde çalışılabilecek bir olgu değil. Kötülük bir
kendine yabancılaşma durumu da olabilir. Evet, kötüler zaten oldukları durumu
seçiyor olabilirler ama kötülük asla esrarengiz değildir. “Modem çağ, ruhtan egoya geçiş diyebileceğimiz bir oluşuma tanıklık
etmiştir. İsterseniz teolojiden psikanalize geçiş de diyebilirsiniz buna. psikanalize
göre trajik bir şekilde hep bastırılacaklardır.”[4]
Psikanaliz insan hoşnutsuzluğunun bilimidir ve din de öyledir. Kötülük beden ve
ruh arasında bir ayrılmayı içerir -soyut bir baskı kurma ve tahrip etme
iradesiyle bu iradenin yerleştiği anlamsız bir parça et arasındaki ayrılmayı.[5]
Psikanaliz ile ve din ile pansuman bir yere kadar. Çünkü asıl olan önce
kötülüğün tanımlanmasıdır. Eğer bugün yeniden kötülüğü tanımlamamışsak, ilaç ve
dua da kötülüğün araçları haline gelebilir.
KADIN İNTİHARI VEYA
MASKESİZ İNSANI ÖLDÜRMEK
Nihayetinde Tanrı sevgisi veya psikiyatrist
görüşmeleri bir terörizme dönüşebilir. Çünkü ettiğimiz duanın ve bilimsel
tedavi biçimimizin bize kötülük olarak dönmeyeceği garantisi yoktur. Kötülük
özellikle çağımızda ve ülkemizde kaygan bir zeminde hareket halindedir. Bugün
kadın intiharları iktidar tarafından kadına şiddet bağlamında değerlendirilmemektedir.
Ya da maske takmayan biri şiddet görmekte, hatta öldürülebilmektedir. Keza bir
insanın yüzüne bile hapşırmanın kötü olarak nitelendirilebilecekken, daha
korkunç olaylar ve kötülük eylemleri sadece açıklanmaya değil tanımlanmaya ve
bunlara karşı çözüm bulmaya acilen çalışılmasını gerektirmektedir. Çünkü sistem,
Faucaut’un iktidarı yeni suç ortakları da üretmektedir. Kötülük en küçük, en
dar alanda hareket edenler için bile anında kullanılabilecek oldukça ergonomik bir
aparat halini almıştır. Herkes kendi iyiliği için kendi kötülüğünü inşa etmekte
ve bu kötülük hali içinde iyi olduğunu üşünerek yaşamaya başlamaktadır.
Vicdanlar ise zarar görmekte, ruhlar ölmektedir. Çünkü “İnsan doğası gereği, bir kere baş gösteren ve insanlık tarihine
kaydedilen her fiil, gerçekliği tarihe gömülüp gittikten uzun zaman sonra bile
hep ileride gerçekleşebilecek bir ihtimal olarak kalır. Gelmiş geçmiş hiçbir
cezanın, suç işlenmesini önleyecek kadar caydırıcılığı yoktur.” Arent’e
göre işlenmiş bir suça karşılık hangi ceza verilmiş olursa olsun, belli bir suç bir kere ortaya çıktı mı,
tekrar ortaya çıkması, ilk ortaya çıkışının olup olabileceğinden çok daha
olasıdır.[6]
Bir bakıma Türkiye’de her gün aynı kötülükler gözümüze sokulmaktadır. Karşılığında
ise birbirimizi suçlamaktan başka hemen hiçbir şey yapılmamaktadır. Kurban
bedenler artmaktadır. Nihayetinde bugün geldiğimiz noktada iktidar bile kurban
edilmiş olmaktan veya kurban edilecek olmaktan yakınmaktadır. Kurban ile kurban
eden neredeyse birbirine karışmaya ramak kalmıştır. Hayat bir oyun değil,
insanlar canlı, canı acıyan varlıklardır. Kötülüğün en belirgin numunesi
insanlara acı çektirmektir. İnsanlar migrenli varlıklar gibi sürekli acı çekmektedir
ama bunu gizlemeye çalışmaktadırlar. Kısaca kötülük yapmak ve kötülüğe maruz
kalmak sürdürülebilir değil. Bu bağlamda ülkemizde birçok şey yeniden
tanımlanmaya açıktır ve en önemlisi de kötülük biran önce yeniden tanımlanmalıdır.
Bu tanımlanma iyiliğe ve iyiye bakış açımızı değiştirecektir. Bu şu son
sapaktan önceki bir çıkış yolu olabilir. Öyle ya, iyiliği ve kötülüğü oturup kendi başımıza tanımlayamayız, kurban veya kurbanlar imal edemeyiz, bu olgular toplumsaldır...
[1] Peck, M. S., Kötülüğün Psikolojisi, s. 8, Kuraldışı Yayınları, çe: Göker Talay, 1. Baskı, İstanbul, 2003.
[2] Antmen, A, Kimlikli Bedenler, s. 181, Sel Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2017.
[3] Peck, a. g. e. s. 156.
[4] Eaglaton, T. , Kötülük Üzerine Bir Deneme, s. 18, İletişim Yayınları, çev. Şenol Bezci, 1. Baskı, İstanbul, 2011.
[5] Eaglaton, a., g., e., s. 21.
[6] Arent, a., g., e., s. 359
Antmen, Ahu, Kimlikli Bedenler, Sel Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2017.
Arent, Hanna, Kötülüğün Sıradanlığı, Metis Yayınları, çev: Özge Çelik, 2. Basım, İstanbul, 2012
Eaglaton, Teryy. , Kötülük Üzerine Bir Deneme, İletişim Yayınları, çev. Şenol Bezci, 1. Baskı, İstanbul, 2011Peck, M. Scott, Kötülüğün Psikolojisi, Kuraldışı Yayınları, çe: Göker Talay, 1. Baskı, İstanbul, 2003.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder