29 Ağustos 2020 Cumartesi

Kin, Nefret ve Sevmek Üzerine: BU ADAM BENİM ATATÜRK'ÜM DEĞİL


Herkesin bir Atatürk'ü var bu ülkede. Belki hiçbir insandan bu kadar nefret edilmemiş ve yine hiçbir insan bu kadar sevilmemiştir:

PEYGAMBER DEĞİLDİ, BİR DİN GETİRMEDİ: Ancak kimileri kendisini peygamber gibi gördü. Bu dar görüş açısı kutsallaştırılan insana nefretin ilk tohumlarını ekti. İnsanların melankolik düşmanlık ihtiyacı buradan karşılandı ve karşılanmaktadır.

FİKİR İNSANI DEĞİLDİ: Ancak kimileri onun kutsal bir fikirlerin insanı olduğunu ilan ettiler. Söylediği her söze, her eylemine sadece bir anlam değil kutsallık yüklediler. Böylece Türkiye’nin fikir haritası parçalandı. Karşı düşünce atmosferi, sadece karşıtlık üzerinden bir düşmanlık olarak değil, aynı zamanda verili olandan sızan bir tatlı zehir olarak ortaya saçıldı. Modernleşme ve modernleşme karşıtlığı (ilerleme, muasırlaşma), olağan seyrinden çıkıp kin ve nefret sarmalında, iliştirilmiş düşmanlıklara evrildi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ismi geçtiği hemen her yerde insanlar kendi cemaatlerini inşa ettiler ve bu cemaatlerin içinde evrensel insanlık yasalarına aykırı biçimde, bir insana yüklenen anlam veya anlamsızlık üzerinden düşman mahalleler oluşturuldu. Bunlar durmadan çatıştılar. Daha korkuncu ise hangisi hangisini yener ve yok ederse, bir savaş kazanma değil, kurtuluş ilan etme güdüsüyle yaşamaya başladılar. Bu emsalsiz bir gerileme ve çürümeyi beraberinde getirdi.

ÇOK UZATMAYAYIM: ATATÜRK DÜALİZMİN ÇARESİZLİĞİ: Ülkemizdeki Gazi Mustafa Kemal Atatürk üzerinden bir görme kusuru inşa edildi. Bunu yapanlar hem kendilerine göre kusursuz hem Atatürkçüydü, hem kusursuz Atatürk karşıtlarıydı. Bu görme kusurunun mucitleri otoritelerdi (küçüklü büyüklü). Gazi Mustafa Kemal Atatürk üzerinden ortaya çıkarılan zehirleyici düalizm, sevmek ve nefret etmek üzerine, ülkemizdeki bireyi ve toplumu da ikiye parçaladı. Artık şu Atatürk etrafındaki irili ufaklı baskının aktörleri ve onların cemaatleri, ne kadar müsaade ederse Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü o kadar seviyor ve ondan o kadar nefret ediyorduk. Böylece o ortamdaki aidiyetimizi bileyebiliyor, kendimizi o ortamda kabul edilir hale getiriyorduk. Ülkeyi yöneten iktidarlar da, ya da yönetime tabi olan partiler de bunları sonuna kadar kullanmakta hiçbir beis görmüyorlardı. İnsan yaşamının değer ve haysiyetini savunmak bu düalist yapı içinde mümkün olabiliyordu... Fetiş nesneye dönüştürülen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, artık bastırılanın geri dönüşü haline gelmişti. Bastırılan neydi? 

BASTIRILAN ŞUDUR: Çerçeve çift bakış açısı oluşturur. Yani artık çerçevenin içindeki bakış açısı karşısında çerçevenin dışında bir bakış açısı vardır. Bu bakış açıları düşünceyle değil otoriter önyargılarla biçimlenir. Bu bakışın eyleme dönüşme biçimi de şiddetle ikame edilir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun kurduğu ülke üzerinden bugün verilen savaş, apaçık otorite kurma savaşıdır. Bu savaş bitirilmek de istenmez çünkü, zevk veren savaşın kendisidir. İnsan olan varsa insanı olmayan da vardır. Gazi Mustafa Kemal bir insandı. O, aksiyon insanıydı, eylemciydi ve başlangıcından ömrünün sonuna kadar bir devrimciydi. İnsanın ve toplumun haysiyetini savunuyordu. Bir insanı öldükten sonra her şey yapabiliriz. Şu da bir gerçek ki, Gazi Mustafa Kemal ile ilgili neyin görülebileceği, ne hissedeceğimiz bir emre bağlanamaz. İliştirilmiş (Atatürk karşıtı ve yansılı küçük büyük cemaatlere kendini kaptırmış olmak) insanlar ile otorite arasındaki emsalsiz işbirliğini görmemiz gerekir. Görmemiz gereken Gazi Mustafa Kemal Atatürk etrafında oluşturulan bizim kendi kanaatlerimiz değil kuvvetin pençesindeki şucu-bucu dramatik otorite çaresizliğidir. Savaşlarını meşru kılmak için bizi kendilerine ikna adı altında dramatik yollara başvurmaktadırlar. Yası tutulan bir hayat olması için bizim nasıl, ne için ve neden yaşamamız gerektiğini söyleyenler, kaybettiklerimizin hesabını asla vermeyecek olanlardır. Bu insanların savunduğu veya reddettiği-intikam döngüsündeki insan benim Gazi Mustafa Kemal Atatürk’üm değildir. (au


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder