2 Temmuz 2020 Perşembe

BEN CUMHURİYETİ

Eski terapi merkezleri ve yeni insanlar… Evlenmeyi, ebeveyn olmayı, eş olmayı terapi merkezi haline getirmek, geçmiş zamanların adetiydi. Bu yanlış adet halen sürmekte:
-          Evlensin değişir. 
-          Eşi olsun değişir.
-          Anne baba olsun değişir.
İnsanlar evlenince, karı koca olunca, çocuk sahibi olunca değişmezler. Sadece varlıklarını ve varlıklarını oluşturan her şeyi pekiştirirler. Pekiştirdiklerini de çocuklarına öğretir ve miras bırakırlar. 

Günümüzde her şey değişime uğruyor, hem de hızla. Evlilik denilen o kurum da değişti. Sadece evlilik birlikteliği değil, kadın ile erkeğin birlikteliği de değişti. Eş olmak, karı koca olmak, sevgili olmak yeni içeriklere sahip. Sanırım çoğunluk bunun farkında değil. Artık “ben” bir cumhuriyeti ifade ediyor. İnsanlar (kadın erkek) “ben” dediklerinde onaylanma beklemiyorlar. 

Kedisiyle, köpeğiyle, beğenisiyle, beğenmedikleriyle, dahası bir yanı kolektif bilinçle irtibatlı da olsa “ben bilinci”yle kabullenilmeyi hayatın ortasına koyuyorlar. “Ben buyum, var mısın?” Özellikle kadınlar açısından bir “kendilik dünyası” inşa oldu. “Ben” diyen kadın “Hayır”ın ve “Evet”in bütün renkleriyle var. Bugün kadınlar için “Hayır”ın anlamı sadece “İstemiyorum” değil. Kadınlar için bugün “Hayır’ın anlamı”
“Tarzım değil…”
“Beğenmiyorum…”
“Beni bağlamıyor.”
“Beni ifade etmiyor...”
“Benim seçimim…”
“Benim ifade biçimim…”
“Ben istersem…”
“Ben de zevk alırsam…”
“Bana kalırsa…”
“Bence…”
“Kanımca…”
“Bana emir veremezsin…”
“Benimle böyle konuşamazsın…”
“Ben şu an okuyorum…”
“Ben şu an dinleniyorum…”
“Şu an bunu yapmak istemiyorum…” ve dahası, kadınların “Hayır’ı içinde olanlar. “Hayır” sadece bir ret olmak gibi geleneksel, küflü biçimini kaybedeli çok oldu. “Hayır” özellikle yeni nesil kadınlar için “içeriği zenginleştirilmiş bir aroma terapi gibi. Kadınlar bu zengin içerikli “hayır”ları bireycilik değil, bireysellik. Bireysellikten sonraki aşama ise “kendilik”tir. “Kendilik” en yüzeysel biçimiyle insanın “kendi olma halidir” yani kendisini kendisinden inşa etmiş olma halidir.

Elbette  “kendiliğini” inşa etmeye çalışan erkekler de var. Ancak genele baktığımızda (kadın veya erkek) çok sıkıntılı bir süreçten geçtiğimiz kesin. İnsanlar, bu değişime apansız yakalanmış ve düşmanmış gibi direnç gösteriyorlar. 

Oysa insanlar birer birer kendi cumhuriyetlerini, yani kendiliklerini ilan ediyor, kendi demokrasilerini geliştiriyor. Kendi kıta sahanlıklarını, kendi haritalarını oluşturuyorlar. Bunu da kendi demokratik anlayışları içinde gerçekleştirmeye çabalıyorlar. Burada ortaya çıkan direnç doğrudan ölüme varan şiddete kadar gidiyor… Bunu durdurmanın yolu bu yeni cumhuriyet rejimlerini kabul etmek ve o insanın kendiliğindeki demokratik yapısına uymak,  uyumu ifade edecek. Diğer yapılacak her şey bir darbe olarak kalacak. 

Dolayısıyla bugün evleri terapi merkezi yapmaya çalışmanın özellikle kadınları korumayacağını görmek için her gün yenilenen şiddet ve cinayetleri kanıksamakla eşanlamlı olabilir. Aynı şekilde evlenmek, ebeveyn olmak, eş olmak bir terapist edinmek ve terapi merkezinde yaşıyormuş gibi yapmak tam aksine hastalıklı her şeyi daha içinden çıkılmaz hale getirebilir. Eskiden de bu doğru değildi, sadece bastırılmış duyguları olan insanların, buruk tebessümlerine şahit olurduk. Demem o ki: değim aniden, bir baskın halinde falan gelmiyor. Kısaca tampon, kesilmiş atardamarı durdurmaz…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder