Ayasofya’nın cami olarak yeniden
açılması üzerinde “egemenlik” tartışması yapılıyor. İki koldan yürüyor bu
egemenlik tartışması: Birincisi laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa
Kemal Atatürk’ün imzasının geçersiz sayılmasının; laik Türkiye Cumhuriyeti
idealinin erozyona uğratıldığı yönünde. Birincilerin iddiasına göre bu erozyon
durmayacak. Ardından hilafet, saltanat gelecek; Türkiye’de geriye doğru
(İran’daki gibi) bir devrim gerçekleşecek. Olabilir de, olmayabilir de…
İkincisi ise Türkiye yüz yıla yakındır Ayasofya’nın müze yapılmasına atılan
imzanın Türkiye’yi mahkûm eden bir imza olduğu yönünde. Bu bağlamda Türkiye bir
kurtuluş savaşı vermemişti, verilen savaş ülkenin, Osmanlı mirasının başta
İngilizler olmak üzere, Batılılara teslim edilmesiydi.
Ben de günümüzde
Ayasofya’nın bu kadar değeri olmadığını ifade etmiştim. Nitekim mekânın müze
yapılmasının da, yakın zamanda camiye çevrilmesinin de siyasi olduğunu
söylemiştim. Açılışın çok heyecan yaratmadığını, en azından iktidarın umduğu
kadar heyecan yaratmadığını da iddia etmiştim. Beni eleştirenler oldu. Saygıyla
karşılıyorum. Aynı görüşte ama… Burada bahsetmek istediğim konu Ayasofya artık
bir sembol değildir, hele de egemenlik sembolü hiç değildir; egemenlik sembolü
zaten olmamıştır, Ayasofya egemenlerin- güçlülerin sembolü olmuştur (Romada’da
Ayasofya egemenlerin mekânıydı). Dünya değişmiştir. Belli bir yaş grubu bu
kararı duygusal olarak coşkuyla karşılayabilir ama bugün ve gelecek Ayasofya
üzerinden kurgulanmıyor.
Mitler çağında değiliz. Dijital bir çağındayız.
Özellikle 2000 yılı sonrasında kimse geçmişi diriltmeye çabalamıyor. Dijital
eğitimin, dijital çalışmanın vb. planların yoğun biçimde yapıldığı çağımızda
Ayasofya’da, ikonaların siyah lambalarla karaltıldığı bir tavanın altında namaz
kılmaktan daha farklı eylem biçimleri geliştirdi insanlar. İyilik değişti,
kötülük değişti... Dahası Ayasofya ile ilgili görüşlerini yazanlar,
bilgisayarlarına alfabemizde olmayan “www” harflerini girmek zorundalar.
Egemenlik başkadır demek istiyorum. Bugün egemenlik parçalanmıştır ve bilgi
kimdeyse ondadır demek istiyorum…
Şuradan devam edeyim: Freud, Totem ve Tabu
adlı eserinde tarih öncesi insanlar(1), ya da 17., 18., 19. 20. Yüzyıl
insanları aramızda yaşıyor olabilir. Bu insanlar bununla coşku da yaşıyor
olabilir. İktidar da halkın isteğini yerine getirmiş olabilir. Kim ne
diyebilir... Ancak şu da bilinmeli ki, bu ne bir karşı devrimdir ne Türkiye
Cumhuriyeti gibi büyük bir ülkenin Ayasofya gibi bir sembolün içine
sıkıştırılmış egemenliğinin yeniden ilanıdır. Bu düpedüz halkın (halkın çok
daha fazla ve farklı istekleri varken) sahte gündem yaratmadır. Tek başına bir
iktidarın devletin devamlılığı ve istikrarını bağnazlığa (kendi bildiği
anlamında) teslim etmesidir.
Ayasofya bugün dünkünden daha çok tarihe ve
kültüre kapanmış ve artık daha çok din dışıdır ve tamamen iktidar
perspektifinde bir zaman ve mekâna dâhil edilmiştir. Ayasofya ne gerilemenin ne
ilerlemenin, ne fethin ya da ne zaferin sembolü de değildir artık; Ayasofya bir
iktidarın kendini yeniden var etme hamlesi, hilesi, ilüzyonudur...
Son iki
cümle: İktidar tarafından Ayasofya ile bir inanç referandumu yapılmış ve
kaybedilmiştir. Şeytan’a atılan taşla insan kendisini taşlar.(au
(1) Freud, Sigmund, Totem ve Tabu, s.
19, çev. K. Tahir Sel, Sosyal Yayınları, İstanbul,1984.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder