12 Temmuz 2020 Pazar

AYASOFYA VE EGEMENLİK


Ayasofya’nın cami olarak yeniden açılması üzerinde “egemenlik” tartışması yapılıyor. İki koldan yürüyor bu egemenlik tartışması: Birincisi laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasının geçersiz sayılmasının; laik Türkiye Cumhuriyeti idealinin erozyona uğratıldığı yönünde. Birincilerin iddiasına göre bu erozyon durmayacak. Ardından hilafet, saltanat gelecek; Türkiye’de geriye doğru (İran’daki gibi) bir devrim gerçekleşecek. Olabilir de, olmayabilir de… İkincisi ise Türkiye yüz yıla yakındır Ayasofya’nın müze yapılmasına atılan imzanın Türkiye’yi mahkûm eden bir imza olduğu yönünde. Bu bağlamda Türkiye bir kurtuluş savaşı vermemişti, verilen savaş ülkenin, Osmanlı mirasının başta İngilizler olmak üzere, Batılılara teslim edilmesiydi. 


Ben de günümüzde Ayasofya’nın bu kadar değeri olmadığını ifade etmiştim. Nitekim mekânın müze yapılmasının da, yakın zamanda camiye çevrilmesinin de siyasi olduğunu söylemiştim. Açılışın çok heyecan yaratmadığını, en azından iktidarın umduğu kadar heyecan yaratmadığını da iddia etmiştim. Beni eleştirenler oldu. Saygıyla karşılıyorum. Aynı görüşte ama… Burada bahsetmek istediğim konu Ayasofya artık bir sembol değildir, hele de egemenlik sembolü hiç değildir; egemenlik sembolü zaten olmamıştır, Ayasofya egemenlerin- güçlülerin sembolü olmuştur (Romada’da Ayasofya egemenlerin mekânıydı). Dünya değişmiştir. Belli bir yaş grubu bu kararı duygusal olarak coşkuyla karşılayabilir ama bugün ve gelecek Ayasofya üzerinden kurgulanmıyor. 

Mitler çağında değiliz. Dijital bir çağındayız. Özellikle 2000 yılı sonrasında kimse geçmişi diriltmeye çabalamıyor. Dijital eğitimin, dijital çalışmanın vb. planların yoğun biçimde yapıldığı çağımızda Ayasofya’da, ikonaların siyah lambalarla karaltıldığı bir tavanın altında namaz kılmaktan daha farklı eylem biçimleri geliştirdi insanlar. İyilik değişti, kötülük değişti... Dahası Ayasofya ile ilgili görüşlerini yazanlar, bilgisayarlarına alfabemizde olmayan “www” harflerini girmek zorundalar. Egemenlik başkadır demek istiyorum. Bugün egemenlik parçalanmıştır ve bilgi kimdeyse ondadır demek istiyorum… 

Şuradan devam edeyim: Freud, Totem ve Tabu adlı eserinde tarih öncesi insanlar(1), ya da 17., 18., 19. 20. Yüzyıl insanları aramızda yaşıyor olabilir. Bu insanlar bununla coşku da yaşıyor olabilir. İktidar da halkın isteğini yerine getirmiş olabilir. Kim ne diyebilir... Ancak şu da bilinmeli ki, bu ne bir karşı devrimdir ne Türkiye Cumhuriyeti gibi büyük bir ülkenin Ayasofya gibi bir sembolün içine sıkıştırılmış egemenliğinin yeniden ilanıdır. Bu düpedüz halkın (halkın çok daha fazla ve farklı istekleri varken) sahte gündem yaratmadır. Tek başına bir iktidarın devletin devamlılığı ve istikrarını bağnazlığa (kendi bildiği anlamında) teslim etmesidir. 


Ayasofya bugün dünkünden daha çok tarihe ve kültüre kapanmış ve artık daha çok din dışıdır ve tamamen iktidar perspektifinde bir zaman ve mekâna dâhil edilmiştir. Ayasofya ne gerilemenin ne ilerlemenin, ne fethin ya da ne zaferin sembolü de değildir artık; Ayasofya bir iktidarın kendini yeniden var etme hamlesi, hilesi, ilüzyonudur... 

Son iki cümle: İktidar tarafından Ayasofya ile bir inanç referandumu yapılmış ve kaybedilmiştir. Şeytan’a atılan taşla insan kendisini taşlar.(au
(1) Freud, Sigmund, Totem ve Tabu, s. 19, çev. K. Tahir Sel, Sosyal Yayınları, İstanbul,1984.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder