Kürk Mantolu Madonna, bulutlar
geçip gitti.
Yalnızsız.
Artık sen de bir
Saatleri Ayarlama Enstitüsü’sün.
Tutunamayanlardansın.
Charles Baudelaire 1896
yılında yayınladığı düzyazı şiir kitabı “Paris Sıkıntısı”ndaki “Yabancı” adlı
ilk bölümünde şunları yazar:
“Söyle, anlaşılmaz
adam(insan), kimi seversin en çok ananı mı, babanı mı, bacını mı, yoksa
kardeşini mi?
“Ne anam, ne de babam
var; ne bacım, ne de kardeşim.”
“Dostlarını mı?”
“Anlamına bugüne kadar
yabancı kaldığım bir söz kullandınız.”
“Yurdunu mu?”
“Hangi enlemdedir
bilmem.”
“Güzelliği mi?”
“Altını mı?”
“Siz Tanrı’ya nasıl kin
beslersiniz, ben de öylesine kin beslerim.”
Peki, neyi seversin
öyleyse sen, olağanüstü yabancı?”
“Bulutları severim…
İşte şu… Şu geçip giden bulutları… Eşsiz bulutları.” (Çeviri Tahsil Yücel)
Buadelaire’nin bu
şiiri, modernizmin manifestosu olarak nitelendirilir. Bu satırları gelenekten,
yani ortaçağ zihniyetinden kopma olarak değerlendirilir.
Gelecek hep bir
fideliktir.
Kürk Mantolu Madonna
(1943) “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”(1954) ve “Tutunamayanlar”(1972),
romanlarının son yıllarda popüler olmasının birçok sebebi vardır ama en temel
sebebinin hâlâ kendimize ait bir duygu, düşünce ve fikir evrenini
geliştirememiş olmamıza bağlıyorum. Bireyselleşşememenin acısını, geçmişe yas
tutarak çıkarmaya çalışıyoruz. Bu bize
zevk veriyor böylece yasımız zihinsel, ruhbal ve bedensel haza dönüşüyor, bu da
yenilenmeye değil yasa bağımlılığımızı ateşliyor.
Hatta klasik olacak ama
gelenek ile gelecek arasına sıkışmış bireyler olarak, Oğuz Atay, Sabahattin Ali
ve Ahmet Hamdi Tanpınar’da kendimizi bulmaya çalışıyoruz. Kendimizi onlarla
özdeşleştiriyoruz. Bir yandan da onların o dönem yaşadığı içsel zorlamalarla
empati kurmaya çalışıyoruz… Bugünü anlamak ve geleceğe dönümk yenilenme hamlesi
başlatmak için yapmıyoruz bunu. Kamusal alandaki görünürlüğümüz ve onaylanmamız
artıyor. Geçmişin, geri kalmışlığa ağır tepkiler içeren devrimci kitaplarıyla
bugünün pop-okuyucuları olduğumuzu ispatlamaya çalışıyoruz. Böylece kalabalığın
içindeki varlığımızın pekiştiğini düşünüyoruz.
Sabahattin Ali, Kürk
Mantolu Madonna (1943)
Peyami Safa, Yalnızız
(1950)
Ahmet Hamdi Tanpınar,
“Saatleri Ayarlama Enstitüsü”(1954)
Oğuz Atay,
“Tutunamayanlar”(1972),
Bir sıralama yaparsam
bu romanların isimlerinden şöyle bir cümle ortaya çıkar: Kürk Mantolu
Madonna’yı hak ettiği gibi sevemediğimiz, gerektiği değeri veremediğimiz,
içselleştiremediğimiz, baba dilini kutsallaştırdığımız, dolayısıyla onun dilini
dilimize çevirmemekte geç kaldığımız için, YALNIZIZ, yalnızlığımız bize
SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ’nün yolunu unutturdu ve TUTUNAMAYANLAR mezarlığına
götürüleceğimiz günü bekliyoruz. Çünkü Oğuz Atay için artık tutunamamış olmak
“Yalnızlık dini”ni ifade eder. Bu dinin Tanrı’sı kederdir, kitabı inleme,
mezarlığı ise çaresizlik/kendini ortadan kaldırma...
Kürk Mantolu Madonna
ile Tutunamayanlar arasındaki yaklaşık otuz yıllık dönemde ortaya çıkan bu dört
romanın yazarı bireysel özgürlüğü düşünmeyi, akletmeyi, birey olmayı, kendi
kararlarını vermeyi itirazı bir kültür olarak yerleştirmeye çalışıyorlardı; bu
çaba cumhuriyetin kuruluş temellerine de uygundu. Bu Charles Baudelaire’in
geçip giden bulutlarıydı yani demokrasi ve liberalizmdi.
“Osmanlı altı yüz sene
Nasrettin Hoca’nın hindisi gibi düşündü. Kafası kılıcında veya tenasül
uzuvlarında idi.” der, Cemil Meriç Jurnal’in’de (Cilt 1, S: 354, 1955-65). Neyi
düşünecekti Osmanlı? “Kendisinden önce her şey düşünülmüş, her şey düzenlenmiş,
roller dağıtılmıştı (Karısı ile hangi gece yatacağını, kıçını hangi
parmaklarıyla yıkayacağını din öğretiyordu ona.)” Meriç’e göre teokrasi
tefekkürden, yani düşünmekten başka günah tanımazdı. Kâfirin katli vacipti.
Kâfir içki içiyordu
ayrıca, domuz yiyordu, zina yapıyordu. Osmanlı’da da bunların hepsi vardı.
Ancak gizli yapılıyordu, çünkü iktidardan korkuluyordu, böylece bilincinde
iyileşmeyen yaralar oluştu. Hayır, Cemil Meriç buna “uyuzlaşma” diyor.
“İkiyüzlü hayvan oldu Osmanlı, Tanrı’yı ve kulu aldatan bir panayır göz
bağcısı. Elinde tespih, evinde oğlan, dudağında dua…”
Böylece samimi aydınlar
daha da yalnızlaştı. Yalnızlaşmayı ve yenilmeyi kabul etmemiş aydın, yarı
aydındır kanımca.
Yazmak zordur, Türkiye
gibi bir ülkede yazmak iki kez zordur. Kitabın az okunduğu, düşünmek, bilmek yerine
önyargılarla fikir yürütmenin kolaylığına kaçıldığı her ülke gibi…
Yine de yazarlar,
arkadan vurulanları da oldu, isyan ettiler ve bahsettim kitaplar yazılabildi,
tefrika edilebildi. O dönem anlaşılmış mıydı bu kitaplar, sanmam. Edebiyat
sosyologları, edebiyat psikologları daha doğrusu kitabı antropolojik bir veri
gibi okuyan insanlar, bu kitaplardaki şifreleri çözdüklerinde-yeniden
yorumlandığında, gerçek ve o zamanki yaşam daha anlamlı hale geldi. Böylece
biz, hepimiz gelenek ile geleceğin korkunç bir çatışma halinde olduğunu
anlayıverdik. Demokrasiyi, liberalizmi, sekülerliği, cumhuriyeti,
bireyselleşmeyi, özgürlüğü ve dahasını batının Turuva Atı olarak düşünenler ile
bunların ülkeyi daha ileriye götüreceğini düşünenler arasında kanlı çatışmalar
olduğunu gördük. Bugün de aynı noktadan
bir dirhem ilerde değiliz bir bakıma. Çünkü henüz bu yazarlar ve bahsettiğim
kitaplarını tam olarak çözümlemiş bir hayat yaşamıyoruz.
Herkesin bildiklerini bileceğiz sonra yeni bilgiyi
arayacağız.
Bu dört kitabın yazarı bunu yapıyordu. Canlı imgelerle
bize, üzerlerine yöneltilen onca öldürücü silaha rağmen bir şey anlatmaya
çalışıyorlardı: Kürk Mantolu Madonna geçip giden bir bulut, onu sevmezsek
gökyüzünü ve derinlerindeki dili anlayamayız. Yalnız kalırız. Saatleri Ayarlama
Enstitüsü’nün yolunu kaybettiğimizde artık tutunamayanlardan oluruz.
Uzatmayayım. Bugün popüler olan bu kitaplarda yerli ama
modernleşmemiş bir Türkiye’yi görmüyor muyuz? Orta sahada top koşturmak, araya
kaynayacağımızı düşünmek, sanırım bize mahsus, bugün de.
Şu da bir gerçek ki toplumun düş gücü ileriye doğru imgelerle
yolculuk eder zaman içinde. Bu imgeleri öldürdüğünüz de toplumun hayal gücü de
yavaş yavaş söner. Bu bir medeniyetin intiharıdır. Kurban zihniyeti suçlu arar
ve acılarına yas tutarak zaman geçirir.
Uzatmayayım.
Sahi siz kimi seviyorsunuz?
Şimdi orda saat kaç?
(imaj: aliulurasba)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder