MÖ
3200 yıllarında yazıyı bulan Sümerler bu kültürün tabletler yoluyla ulaşan
bilgilere göre Mezopotamya’ya da kendine özgü bir teknoloji vardı.
HAZRET’İ
ADEM’İN MEZARI NEREDE?
Hazret’i
Adem ile Hazreti Havva’nın mekan-ı Cennet’ten yeryüzüne indirildiği yer, Nuh
Tufanı’nın insanlığı yerle yeksan ettiği mekan, Babil’in Asma Bahçeleri ve daha
bir çok önemli tarihi “ilk”in mekanı olarak geçer Mezopotamya. Bir anlamda
insanlık tarihi Mezopotamya ile başlar. MÖ 4000'li yıllarda yazının
bulunmasıyla başlayan ve MÖ 331'de Büyük İskender'in Babil'i ele geçirmesiyle sona
eren 3000 yıllık bir kesit ve o günden bugüne ilerleyen zaman, tarih ve mekâdır
Mezopotamya.
MEZOPOTAMBA
BUGÜNÜ NASIL ŞEKİLLENDİRDİ
Mezopotamya
yüzyıllar boyunca Batının ilgisini çeken bir bölge oldu. Burada kurulan
medeniyetler modern kültürün şekillenmesinde nasıl bir rol oynadı? "Babil'in
Asma Bahçeleri, Babil Kulesi, Nebukadnezar ve Tufan herkesin duymuş olduğu
şeylerdir. Yani Mezopotamya sandığınızdan daha bildik bir yer"dir. İlk
galeri 19. yüzyılda arkeologların kazılara başlamasıyla Mezopotamya'nın
'yeniden keşfini' başladı. İncil'de ve klasik metinlerde söz edildiği kadarıyla
bilinen Asur ve Babil imparatorlukları hakkında daha fazla bilgi edinmeyi
amaçlıyordu bu kazılar. Bu çalışmalarda Musul'un biraz kuzeydoğusunda
Asurluların başkenti Horsabad bulunmuş, Sümerler hakkında da yeni keşifler
yapılmıştı. Bunun üzerine Batı Avrupa Mezopotamya'ya daha fazla ilgi duymada
başladı. Oxford'daki Ashmolean
Müzesi'nden Paul Collins bu ilginin kaynağını bu medeniyetlerin imparatorluk ve
kral gibi aşina oldukları olguların yanı sıra İncil'de ifade edilen egzotik
dünyayı yansıtmasına bağlıyor. 20. yüzyılda Mezopotamya artık resimden mimariye,
reklamdan filmlere (1973 yapımı Şeytan filmindeki Pazuzu Mezopotamyalı bir
şeytandır) kadar birçok alanda esin kaynağıdır. Bugün ise aynı rolü video
oyunlarında oynuyor (Marvel Comics evrenindeki Pazuzu).
MEZOPOTAMYA
IRAK’TAN TÜRKİYE’YE ADAR UZANIYOR
Peki
Irak'tan Suriye'ye ve Türkiye'ye kadar uzanan bu bölgenin medeniyetleri bizleri
çok daha derinden etkilemiş olabilir mi? Bu sorunun cevabı 'evet'tir. Fakat
bunun ayrıntılarına geçmeden önce Mezopotamya'nın anlamına bir bakalım. Bu
bölgeye ismini veren Antik Yunanlılardır. '"İki nehir arasındaki
topraklar" anlamına gelir, yani Fırat ile Dicle nehirleri arasında kalan
bölge. Bu bölge "medeniyetler beşiği" olarak nitelenir. İnsanın MÖ
6000 yıllarında avcılık ve toplayıcılığı bırakıp kurulu düzene geçerek tarıma
başladığı yeni yaşam biçimi bu topraklarda yeşermiştir. Bugünkü Irak ve Kuveyt
topraklarında hüküm süre Sümerler güney Mezopotamya'da ilk sulama kanallarını
kurmuş, Uruk gibi ilk şehir devletlerini kuran bir yönetim sistemi oluşturulmuş
ve bu daha sonra krallığa ve imparatorluğa evrilmiştir.
BAŞLANGIÇLARIN
MERKEZİ
Mezopotamya'nın
farklı aşamalardan oluşan uzun tarihi kendine özgü gelenekleri, efsane ve
söylenceleri, dini inançları olan ileri bir kültürü ifade eder. MÖ 3200
yıllarında yazıyı bulan Sümerler bu kültürün tabletler yoluyla bugüne
ulaşmasını sağlamıştır. Bu tabletlerin çoğunda görülen damgalar da
Mezopotamya'ya özgü bir teknolojidir. Oxford'daki Ashmolean Müzesi'nden Paul
Collins, Mezopotamya'yı süngere benzetiyor. "Ne zaman yeni insanlar
bölgeye gelse Mezopotamya'nın uzun bir geçmişe dayanan geleneklerini
benimsemiştir. Yönetim sistemi ve dini inançlar bakımından bir süreklilik
görülüyor bu bölgede" diyor.
Mezopotamya
bu eski tarihinden dolayı birçok alanda 'ilk'ler içeriyor. Arkeologlar çömlek
çarkı gibi teknolojik buluşları, matematik, tıp ve astronomideki gelişmeleri,
60 dakika üzerinden zaman hesaplama sistemini, hatta bira, süt ürünleri ve
dokumanın kökenini Mezopotamya'ya dayandırıyor.
Bilim
insanlarına göre Mezopotamya'nın coğrafi konumu bütün bu başarılarda önemli rol
oynadı. "Mezopotamya Orta Doğu'nun merkezinde yer alıyor. Kurak toprakları
sulama yoluyla verimli kılınırken, kereste, taş, metal gibi önemli doğal
kaynaklardan yoksun olması dışa açılmasını gerektirdi." Bu ise buradaki
medeniyetlerin dışa dönük ve dinamik olmasını sağladı. Collins, Mezopotamya'da
yapılan heykellerde kullanılan metallerin İran'ın dağlık bölgelerinden
geldiğini söylüyor. Aynı şey Babil Kulesi'ne de esin kaynağı olan, Babil gibi
Mezopotamya kentlerine özgü çok katlı kerpiç yapılar (zaguratlar) için de
geçerli. (Son yıllarda IŞİD bu önemli tarihi eserlere büyük zarar verdi.) Fakat
Collins Mezopotamya'daki buluşları tek tek sıralamanın, "Sümerleri her
şeyin kaşifi olarak anmanın" tarihi çarpıtmak anlamına geleceğini
söylüyor. Bunun yerine arkeologların artık Mezopotamya'yı dışarıdan etkileyen
güçler üzerinde durduğunu belirtiyor. "Mezopotamya farklı halkları
barındıran bir yerdi. İnsanlar farklı diller konuşuyor, muhtemelen farklı
kültürler yaşıyordu. İnsanlar çoğunlukla işi basitleştirip Sümerlerden
Asurlardan bahseder; oysa burada çok daha karmaşık bir toplum söz
konusuydu."
Aynı
uzmanlara göre, Mezopotamya'nın modern dünyaya en önemli katkısı, bu dinamik
etkileşimin gerçekleştiği alan olarak kentler olmuştur. "Yüzyıllar boyunca
binlerce insanı barındıran dev kent merkezlerinin geliştiğini görüyoruz. Bu
insanları bir arada tutan şeyin ne olduğunu bilmiyoruz. Çevre, kaynak idaresi
gibi birçok etken söz konusu olabilir. Ayrıca insanların desteği için zorlayan
veya teşvik eden önemli bireyler de olmuş olabilir." Şöyle devam ediyor
Collins: "Ancak şehirler bir kez kuruldu mu bir daha durmazlar.
Mezopotamya bugün bizim çözüm aradığımız birçok sorunla en erken tanışan
bölgedir. Çok sayıda insanın bir arada yaşaması nasıl idare edilir? Bu insanlar
nasıl beslenir? Nüfus artışıyla nasıl baş edilir? Yazı ve silindir damga gibi
idari araçları yaratan hangi teknolojiler toplumda hiyerarşi ve anlam ifade
ederek kolektif kimlik duygusunu yaratır? Bu nedenle, bugün düşündüğümüz
şekliyle kentler, Mezopotamya'dan bize kalan en büyük mirastır."
HAZRETİ ADEM’İN MEZARI
NECEF’TE
Ünlü gezgin ve bilge
İbni Batuta, Seyahatnamesinde Suudi Arabistan’daki günlerini anlatırken Necef’teki
ziyaretgahlarını tek tek sıralar. Burada Hazreti Adem’in mezarından bahseder,
Ravda’dadaki türbe ziyaretlerini şöyle anlatır: … Üstünde bulunan üç kabirden
birinin Âdem Peygamber’e diğerlerinin Nuh Peygamber’e, üçüncüsünün de Hazreti
Ali’ye ait olduğu sanılıyor. Allah’ın selamı onların üzerine olsun. Kabirleri
arasında içinde gül suyu, misk ve muhtelif kokular bulunan altın ve gümüş
leğenler mevcut. Ziyaretçi bunlara ellerini batırır, bereketlenme amacıyla
yüzüne sürer…”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder