Metal
Fırtınayı saymazsak, Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler kitabı Bilgi Yayınevi
patentiyle piyasaya çıkmıştı. Her kesimden insan bu kitaba sahip olmaya
çalışmıştı. Özellikle Askeri Okullarda ve TSK’da bu kitabın alınması olağan bir
süreç izlemiş, hatta bu konuda bu çatı altında kitabın alınması için gizli talimat
yazıldığı bile iddia edilmişti. Kitap çok kısa zamanda inanılmaz baskı yaptı (500
baskıyı geçmiş yayınevi vergi rekortmeni olmuştu). Belki henüz Yılmaz Özdil’in
kitabı o rakama erişebilmiş değil. Şu Çılgın Türkler her yerdeydi. Kitap sadece
bir kitap olmanın dışında önemli bir mesaj taşıyordu. Bu mesajı biliyorsunuz.
Şu Çılfın Türkler ifadesi bir deyim, bir değerli slogan olarak hayatta
kalmayı…. Çünkü kitabı artık Türkiye’de okumayan kalmamış gibiydi.
Şu
Çılgın Türkler ülkede yaşayan insanlara tarihsel bir perspektiften Gazi Mustafa
Kemal Atatürk’ün varlığıyla kendi değiştirici ve dönüştürücü gücünü
hatırlatmıştı. Metal Fırtına ile ABD’yi yenerek özgüveni yerine gelen bu
coğrafya insanları, çılgınlık yapabilecek, kendisini kaybedebilecek derecede düşman
karşısında birleşebilir, savaşabilir ve yok olma pahasına varlığını savunabilirdi,
edebiyatta. Nihayetinde tarih bunu Çanakkale Sava
şı’ndan sonra milli kurtuluş
savaşı’nda test etmiş, doğrulamıştı. Herkes de buna şahitti, yine edebiyatta.
Ancak
öyle olağanüstü günler yaşandı ki Metal Fırtına okunurken, Türkleri dış güçler
yıkmaz, kendi kendilerini yıkarlar sözü yine gerçekm oldu. adın ne konulursa
konulsun bir askeri vesayet devreye girdi. Erbakan’ın başbakanlığı elinden
alınırken, siyasetteki dalgalanma başta ekonomik olmak üzere büyük sosyal ve
psikolojik krizleri tetikledi. Bugünkü iktidara da bu krizlerin eşiğinde onay
verildi. Ancak krizler bitmedi, eski sorunlar hortlarlar gibi ortaya çıktı…
Ortam hiç yumuşamadı gerçekte.
On
beş yirmi yıl gibi bir aradan sonra Yılmaz Özdil Atatürk kitabını kaleme aldı.
Kitap teknolojinin de yardımıyla dünyanın dört bir yanında okunduğunu kendisine
göstermeye başladı, özellikle twitter’da. Burada sadece kitap değildi
gösterilen bir ideoloji olarak Kemalizmin diriliğiydi aslında. Neredeyse
kitabın hiç okunmadığı, basılan kitapların özellikle içerik kalitesinin çok
tartışıldığı ülkemizde Özdil’e Atatürk kitabı rüzgâr hızıyla satılıyor ve
dünyanın dört bir yanına gidiyordu. Bir kısım insan için Atatürk kitabı bir can
simidiydi. Muhalefetin kısır ortamında Atatürk kitabı, tarihi bir kişiliği,
ülkenin kurucusunu canlandırıyor ve yeni Kemalist bir kamplaşmayla bir
muhalefet üretilmeye çalışılıyor gibiydi. Atatürk kitabı ise üzerine el
basılarak yemin ettiği bir örgütsüz teşkilatın-yeni muhalefetin kutsal kitabı
haline geliyordu. Yılmaz Özdil ve Yayınevi burada önemli bir şeye daha imza atarak,
bu teşkilatın güçlülüğünü test etmek istediler ve bunu da başarıyla yaptılar
açıkçası. Son derece fahiş bir fiyatla Atatürk kitabının itibarını daha da
yükseğe çekerek, teşkilatın prestijini de test edip yükselttiler. İktidar bu
konuda ne yapar bilinmez. Ancak Metal Fırtına, Şu Çılgın Türkler ve Atatürk kitapları
raflarda, kütüphanelerde, ellerde… Hâlâ dış güçler, içten bir darbe endişesi
mevcut. Bu konuda söylemler bitmek bilmiyor tam aksine artarak, endişeleri
derinleştirerek devam ediyor…
Elbette
bu üç kitap bahsettiğim konular çerçevesinde edebiyat sosyolojisinin alanına giriyor.
Bana göre oldukça derin anlamlar da içeriyor, çözümlenirler ise. Burada benim
söylemek istediğim sanırım anlaşılmıştır. Demem o ki Atatürk kitabı her ne
kadar Kemalist ideolojiye önceliyor ise bir o kadar da modern Türkiye’nin ilk
ve son temsilcisi gibi canlı görünse de, ülke her zaman bir metal fırtınaya
maruz kalabilir ve gerçekten şu çılgın Türkleri dünya yeniden görmek
isteyebilir. Tabii ki burada hemen her değer karbon bir hal almışken, hangi
çılgın Türkler, ümmet birliğinde asr-ı saadet hayali kuran mı, Kızıl Elma umudu içinde zamanı kollayan mı,
yoksa yeni bir milli kurtuluş savaşı heyecanıyla yanıp tutuşan mı ve dahası
sormak gerekir? Ayrıca gerçekten tartışmalı, tepki gören Kemalizm diri mi? Kemalizm karşısındaki Türk-İslamcılar güçlü mü?... Din aynı din mi, Cumhuriyet aynı
Cumhuriyet mi? En önemlisi insanlar tabiî ki, umursuyorlar mı yoksa her şey
karbon bir gösteriden, kitabi-edebi bir dilden mi ibaret… Zira yayın tarihleri son derece önemli olan bu
kitaplar sadece kitap değildir diye düşünüyorum…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder