Beni evlerin
çatılarının üzerinden denizi seyredebileceğim kadar yüksekte, üç etrafı açık bir
terasa gömebilirsiniz. Oysa tek bir odada yaşıyorum diyebilirim. Çalışma odam… Uzan
zamanlarımın geçtiği, kitaplarımı düşündüğüm ve yazdığım yer. Bol kitabın
arasında bir bilgisayar; sigara ve sevdiğim kadını düşündüğümde kitaplarımın
arasında üç adımlık mesafede çıktığım uzun yürüyüşler… Kendim için değil bu
yazı. Başlığından da anlaşılacağı gibi hiç tanımadığım bir yazarın evi
hakkında. Birkaç satır da kedi odamdan bahsederek konuya girmek istedim ki, bir
çatı altında olmak herkes için olduğu gibi benim için de hoş. Hiç tanımadığım
bir yazarın evi hakkında niçin yazıyorum, derseniz. Uzun süre önce gördüğümde
dikkatimi çekti bu ev. Sonra hakkındaki röportajı okudum. Sonra bir kez daha
olan fotoğraflardan inceledim. Sonra da yazmaya karar verdim. Sahi bu ev kimin?
Bu ev Murathan Mungan’ın evi. Evi popüler kültürün bir ikonu haline getirip
sonra da kaldırıp atmayacağım elbette. Hemen her şeye karşı bakış açımdaki beni
zaman zaman rahatsız eden ayrıntı farklılığını ifade edeceğim. Çünkü baktığımda
gördüğüm şeyler farklı bir his uyandırıyor bende. Zira Murathan Mungan’ın evi
de böyle bir his uyandırdı. Ya da Murathan Mungan ile ilgili böyle bir his
vardı da ben onu evine giydirdim. Ne olursa olsun bu yazıyı yazarken insan-mekânlarla
ilgili hafızamı tekrar yokladığımda her şey bir yana insanla mekan arasında bir
bağ olduğunu keşfettim. Evler, sanırım biraz içinde yaşayan insanlara benziyor.
Ya da kesinlikle benziyor. Murathan Mungan’ı anlatmama gerek yok. Kaleminin
kıvraklığı, iç dünyasını satırlarına yansıtışındaki cömert coşkusu, bakış
açısındaki imgesel derinlik ve daha bir sürü derinliği ve genişliği içinde
barındıran güzellikte bir yüreği ve kalemi var kalender meşrebin. Bir dünya
yazarı Murathan Mungan, Türkçe yazan bir dünya yazarı. Evine gelince: Benim de
çocukluğum böylesi muhteşem bahçeli bir evde geçti ama benim çocukluğumun
geçtiği ev şehirden, insanlardan, modernleşmenin heyheyinden kaçarken
yakalanıvermiş bir ev değildi. MM’nin evi tıpatıp böyle bir his uyandırdı
bende. İstanbul’un her geçen gün daha da büyüyen kanlı gölgesinde kaçarken tam
uçurumun kenarında yine o gölgenin içine düşmüş, tutunmuş bir bilinçli isyanıyla
yalnızlık evi.
“… Alacanım,
Rahat et, ben gölgene ilişeyim
Her belanı ben göreyim
Yüreğimi ihbar et,
Bana bir uçurum ver, gideyim…” (Alacanım)
Rahat et, ben gölgene ilişeyim
Her belanı ben göreyim
Yüreğimi ihbar et,
Bana bir uçurum ver, gideyim…” (Alacanım)
Ev dış görünüş
itibariyle içindeki haz dolu arzulardan utanırken sevdiği adama kendisini
kusursuz bir şehvetle teslim edecek kadar cüretli görünüyor. Bu yüzden gerçeğin
acıtıcı yanından hayalin dokunaklı varlığına kendini bırakmak ister gibi. İçe
doğru çekilmiş uzunlamasına pencereler, yine içe doğru çekilmiş balkon, aynı
şekilde bir kadının bir erkeğin koruyucu kanatları altına saklanmış hissi verdi
bana. Gidilememişlik, artık içe dönüş:
“Anımsıyor musun?
bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar
ısmarlama serserilikler yaşardık
kimseden bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi
sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak
yabancıları mahalleye sokmamak gibi
Ve bir gün gideceğimiz bir Amerika vardı
herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar
herkes gece istasyonlarında
kendi Amerika'sını aradı… (Avara)
bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar
ısmarlama serserilikler yaşardık
kimseden bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi
sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak
yabancıları mahalleye sokmamak gibi
Ve bir gün gideceğimiz bir Amerika vardı
herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar
herkes gece istasyonlarında
kendi Amerika'sını aradı… (Avara)
Bir erkeğin kolları
gibi çatısıyla birlikte dışından saran kurşun mu, cam mı bilemediğim koruma
yanakları, evin genel temasıyla iç içe geçmiş o kadını sanki güçlü kollarıyla boynundan
sarmış bir erkek havasında. Ancak ikisi de birbirine birbirini yarattıkları
için öfkeli.
“Karanlıkta duruyorum aşk vurmasın yüzüme
dokunmasın kimse bana
kimse ulaşamasın artık tenimin incinen yerlerine...
uyanmasın bir daha etimdeki yaralı hayvan
zamanın siyah deltasında çürümek istiyorum
biliyorum artık kimse yok kimsesizliğime...” (Aşkın karanlık metali)
dokunmasın kimse bana
kimse ulaşamasın artık tenimin incinen yerlerine...
uyanmasın bir daha etimdeki yaralı hayvan
zamanın siyah deltasında çürümek istiyorum
biliyorum artık kimse yok kimsesizliğime...” (Aşkın karanlık metali)
Bir ev insana
benzetilir mi? Benim bakış açım. Sadece bir kadın da değil birbiri içine geçmiş
hem kadın hem erkeği ifade ediyor, dıştan görünüşü. Bahçeyi ise bu iki insanın
bilinçaltı olarak yorumlayabiliriz, ya da bir türlü birlikte çıkıp
gezemedikleri, bir ağacın altında birbirine sarılıp öpüşemedikleri hayal bahçesi
olarak düşünebilirsiniz…
“… vahşi, siyah atlardık; yılkıya bırakıldık
içimizden kimse gidemedi Amerika'ya
kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin
yağmur aldı
rüzgar aldı
zaman aldı
o vahşi siyah atları
her şey o eski rüyada kaldı… (Avara)
içimizden kimse gidemedi Amerika'ya
kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin
yağmur aldı
rüzgar aldı
zaman aldı
o vahşi siyah atları
her şey o eski rüyada kaldı… (Avara)
İnce ve uzun tabandan
tavana doğru pencereler aynı evi, ev olarak yaşayan kadın ve erkeğin kendi
yaşamlarına ait gizemlerin kaçtıkları her neyse sadece görülmesini istedikleri
yerler olarak algılıyorum. Bu iki insanın hikâyesini işte bu pencerelerden
görebilirseniz, okuyabilirseniz okur ve görürsünüz. Hepsi bu. Bu imge yüklü
pencereler, tıpkı Murathan Mungan’ın şiirlerindeki insana nefes aldırırken
sıkışma hissi veren darlıklar gibi. Ancak eğer bu imgesel pencerelerden
sızabilirseniz eti, eti kışkırtan kanı, kanı ateşleyen kalbi ve kalbi harekete
geçiren o düşünsel ve hissel kamaşmayı hissedebilirsiniz… Yazacak aslında daha
çok şey olabilir ama evin içiyle ilgili birkaç şey söyleyip bitireceğim: Evin
için gördüğüm kadarıyla beyaz boyalı. Aynı şekilde evin için “boşluk”. Sevgilisine
bir türlü kavuşamayan ir erkeğin avuç içlerindeki temizlik gibi ve aynı zamanda
aşık bir kadının kendini sevdiğine saklayan rahminin kirsizliğinde… Murathan
Mungan’ın sanırım yatak odası: Yatağın başının yaslandığı bölüm kasık gamzeleri
iki uzunlamasına pencere olan kadın ya da erkek ama bence ikisi birlikte iç içe
geçmiş, bir insanın göbek bölgesi. Yatak ise bu göbek bölgesine yaslanmış bu
göbeğin varlığına karışmayı ümitsizce bekleyen yatak ise boşluğun busesi…
“… Ayrıldığımız gündü.
Mutfaktaydık, buzdolabının yanında, kapısı açıktı,
Her şey bambaşka görünüyordu yüzüne vuran o soğuk ışıkta
"Biliyor musun" dedin.
"Sen neye benziyorsun biliyor musun?"
Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç,
Hem keder veren gizli bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırgınlığı.
Sis ışığa çıkmıştı.
Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuya düşmeye benzeyen derin bir korkuyla.
"Neye?" dedim, yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar gibi, "Neye?"
"Bilardo toplarına."
"Neden?" dedim.
"Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da ondan..." (Bilardo topları)
Mutfaktaydık, buzdolabının yanında, kapısı açıktı,
Her şey bambaşka görünüyordu yüzüne vuran o soğuk ışıkta
"Biliyor musun" dedin.
"Sen neye benziyorsun biliyor musun?"
Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç,
Hem keder veren gizli bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırgınlığı.
Sis ışığa çıkmıştı.
Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuya düşmeye benzeyen derin bir korkuyla.
"Neye?" dedim, yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar gibi, "Neye?"
"Bilardo toplarına."
"Neden?" dedim.
"Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da ondan..." (Bilardo topları)
Temelini başkasının
attığı(ev bir kadın öğretmeninmiş, MM satın almış) ev genelde yalnızlık,
özlemesi bile yarım bıraktırılmış kokusuyla gözlerime doluyor; bir his elbette.
“Yedi rekât günah kıldım bedeninde
Dizlerinde yedi zikir secdeye vardım
İhmalin uzak meleğine teninde aldandım
Yapayalnızdım kendi kalabalığım içinde
Tarih kadar yalnız, aşka âşina, acıya unutkandım (Adı dua olan sevgilim)
Dizlerinde yedi zikir secdeye vardım
İhmalin uzak meleğine teninde aldandım
Yapayalnızdım kendi kalabalığım içinde
Tarih kadar yalnız, aşka âşina, acıya unutkandım (Adı dua olan sevgilim)
NOT: (Murathan Mungan’ın
hoşgörüsüyle belki çok daha derinlemesine ve uzun yazılabilecek bir yazı, bir
kitabın girişi olarak düşünün lütfen.)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder