7 Kasım 2019 Perşembe

KADIN DELİRİP BİZİ İYİ KANDIRDI


Akıl, aşkla birlikte çatlaklardan sızar. Avrupa’da aydınlanma çağı dediğimiz olgu böyle başlar. Sanatla, edebiyatla, gazetelerle, yani yazarlar, şairler, çizerler, müzisyenler Ortaçağ karanlığını bombardımana tutarlar. Sonra bilim-bilim insanları devreye girer. Akıl, sanatla-aşkla sızdığı yerden yeni kavramlarla işi devralır... Elbette koca Avrupa'nın aydınlanma devri bu iki cümleye sığmaz. Ve elbette burada kocaman Türkiye’nin ve milyonlarca Türk insanını aydınlanmasını “çatlak bir kadına yükleyecek”, buradan vasat bir ontolojik* çıkarım yapacak kadar safdil değilim. Ama: Aysel Gürel sosyolojik bir vak’adır. Ölmeden önceki son kırk yıl içinde yazdıkları şiirsel öyküler, toplumsal belleğimizdeki duygu ve düşünceleri yeni kavramlarla ucu açık şekilde klişelendirilir. Şarkılarını ampirik** bir duyarlılıkla inceler, ihtiyatlı bir epistemolojiyle*** samimi bir değerlendirmeye tabi tutar ve kavramsal yaratıcılıkla yorumlarsak, ortaya benim de içinde olduğum savaşçı bir kuşak çıkar. Bu savaşçı kuşak son 40-50 yıldır ülkede yaşayanlara karşı direnmektedir ve aynı zamanda, medeniyetin kendilerinde oluşturduğu her yeniliğe de ayak uydurma savaşı vermektedir. Yani hem karanlığa karşı direnirken, hem de aydınlıkla kamaşan gözleriyle kendine yol bulmaya çalışmıştır. Bu nesil çok değerli kayıplar vermiştir… Aysel Gürel ise tam da burada bir moral-motivasyon olarak deli rolüyle sahneye çıkmıştır. Biliyordur ki, kalabalıklar kendisine zaten deli diyecek. Karanlık, aydınlığı kavramamak için her türlü yolu (ahlaki olmayan da dâhil) dener. Oysa bir deli,
Firuze’yi
Ünzile’yi nasıl yazar?
Neyse uzatmayayım: Neyle olursa olsun, savaşmaya başladığınızda savaştığınızda sizinle birlikte büyür. Nihayetinde Aysel Gürel’in savaştığı da büyümüştür. Aysel Gürel ise toplumun kendisine yakıştırdığı delilik rolünün yine karabalıklara karşı kullanıma müsait içgüdüsüyle kendisini büyütmüştür. Bir eni kanon**** oluşturmuştur.
Onnu Tunç
Attila Özdemiroğlu
Ve Sezen Aksu’yu kalesinin surları yapmıştır. O surlardan yapılan atışlarla bir nesil, sadece kayıplarını telafi etmekle kalmamış, O’nun şarkı oluveren kalemiyle duygu ve düşünce dünyasında hayata tutunarak kendisine yeni yollar açmayı başarmıştır vesselam…

Not: O şarkıları bir kez daha ama Zizek'in 'yamuk bakmak'ındaki gibi yamuk dinlemenizi tavsiye ederim.

Dipnot:

Ontolojik: Ontoloji ya da varlık felsefesi, temel sorunu varlık olan felsefi disiplin. Varlık ya da varoluş ile bunların temel kategorilerinin araştırılmasıdır. "Varlık" ve "varoluş" ayrımını; "Varlık vardır" ve "Varlık yoktur" fikirlerini tartışır
**Ampirik: Deneysel
***Epistemoloji= Epistemoloji ya da bilgi felsefesi, bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe dalıdır. İlk çağlarda Thales gibi filozoflar metafizik ile ilgileniyorlardı. Evrenin salt maddesinin bulunması temel bir amaç olmuştu
****Kanon: Eşit aralıklarla ilerleyen ama birlikte değil de birbiri ardınca duyulan iki ya da daha çok sesin birbirine kesin ve sürekli bir biçimde öykünmesiyle oluşan bütün. Kısaca müzikte çokseslilik…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder