21.
yüzyıl için GÜL KAN VE ŞEYTAN’DAN sonra, gerçekçi bir savaş romanı yazsaydım
adı Uçurumun Üzerindeki Köprü, olurdu ve şöyle başlardı:
… sonra uyandı. Gördüğü
kâbustan etkilenmişti. Ancak ne gördüğünü hatırlamayacaktı. Profesör Kelamî Şuan,
icat ettiği bu robotik gözler ile bir rüya görürse, bunun aslında rüya değil ne
yapacağına ilişkin şifreler içeren bir kısa film olacağını söylemişti. “Bunu da
almalısın, ihtiyacın olacak gözlerindekini görmen için” diyerek kendisine bir
cep telefonu inceliğinde ve büyüklüğünde, yeni nesil, elde tutulabilir,
taşınabilir jöle kıvamında bir su tabakası uzatmıştı. Yatağından hemen
doğrulmuştu. Uzun zamandır sırtında çanta ve kıyafetleriyle yattığı için
sırtından çantasını sıyırdı. Fermuarı çekti. Su tabakasını buldu. Çıkarıp
komodinin üzerine koydu. Sonra terörle mücadele esnasında kaybettiği gözleri
yerine takılan ilk prototip robotik gözlerini yuvalarından çıkardı. Göz
yuvalarında iki sonsuz karanlık delik açılıvermişti. Profesör Kelami Şuan’ın
söylediği gibi robotik gözlerini su tabakasının altına el yordamıyla
yerleştirdi. Ne olduğunu göremiyordu. Sadece ne olduğunu tam anlayamadığı metalik
dalga sesleri duyuyordu. “İşlem tamamlandı, lütfen gözlerinizi takın” sözlerini
duyar duymaz, yine el yordamıyla gözlerini göz oyuklarına yerleştirdi. İlk
gördüğü şey su tabakası yok olmuştu. Profesör Kelami Şuan’ın söylediği gibi
hemen ayaklandı. Salondaki aynanın karşısına geçti. Aynaya dikkatlice baktı.
Gözlerinde bir hareketlenme olmuştu. Daha dikkatlice baktı. Gözlerinden yaşlar
akmaya başlamışken, yarı uyur yarı uyanık, kısa bir süre önce gördüğü rüyasını
tekrar görmeye başlamıştı. Görüntülerde yaşadığı ülkeden, herhangi bir terör
eylemine maruz kalınmadan, güveli bir ortamda gerçekleşen referandum sonrası, paradokslarla
dolu ergenlikten çıkmak için bocalayan “Yeni” Türkiye’de diğer birçok önemli
milli yatırımı aldıkları gibi artık medyanın bir bölümünü satın alan çoğu Arap,
bazı Avrupalı işadamları da ülke içerisinde, Başkana büyük propaganda desteği
sağlamışlardı. Türk ordusu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası emir komuta
zinciri bozulan, yaralarını sarmadan, yoğun bir terörle mücadele ve Suriye
rotasyonunda daha da zorlu bir dönemeçteyken, Yeni Türkiyeciler, Suriye
sınırındaki baskıyı azaltmak düşünüyor ama sanki yavaş yavaş savaşın içine
çekiliyordu; şehit haberleri sayısında tedirgin edici bir artış kaydedilmişti. Çalışmayan
bürokrasiyi harekete geçirmek için hızla sistem değiştirip seçilen Başkan,
kendi adına para bastırmıştı. Elektrikler kesilip durmasına rağmen jenaratörler
ile aydınlatılan camilerde Hutbe de okunmuştu. Rejim yeni bir dönemece girmişti,
Türkiye yine Cumhuriyetti ama... Halifelik tartışması sona erdiren Başkan ise
hain Mekke Şerifi Hüseyin’i unutmamıştı belki ama İslâm ülkelerini yanına
çekebilmeyi hedefliyor olmalıydı. Kredi borçları yüzünden intihar vak’aları
artarken, birçok bankanın önünde eylemler vardı. İnsanlar kredi faizlerinin
düşürülmesini, haksız borçlanmalarının önüne geçilmesini, kredi vadelerinin
uzatılmasını isteyen, maaşlarının eksik yatırıldığını söyleyen insanlar tam
anlamıyla ne olduğunu anlayamamışken, bireysel silahlanma daha da artmıştı; kaos
ortamında, kim kime ateş ediyordu henüz tam belli olmasa da zaman zaman
Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden, yerel çatışma haberleri geliyordu. Yerel
çatışmalarda özellikle bölgedeki karışıklık sonrası Türkiye’ye gelen farklı
ülkelerin vatandaşlarının karışması olayları daha da ateşliyordu. Bu arada
ABD’de Türkiye’yi bölgedeki radikal unsurları temizlemesi, özellikle Suriye ve
Irak’daki iç karışıklıkları durdurması, İran’ın İsrail’e tehdit olmaktan tamamen
çıkarılması için “Yeni” Türkiye Cumhuriyeti’ne destek vermeye başlamıştı. Ermenistan
ile çatışmaya başlayan Azerbaycan’dan başlayan bir Sunni İslâm kuşağı projesi
olmalıydı bu. İran, Rusya Genelkurmay Başkanının ziyaretinin adından, ülkenin
dört büyük kentinde tarihin en büyük askeri tatbikatına başlamıştı… ABD’nin Yeni Türkiye’deki Başkana bu desteği,
Rusya’ya karşı arkasının kollanmasıydı. Dolayısıyla ABD daha çok Karadeniz’de
olacaktı. Aynı takvim içinde, Filistinlileri gemilere doldurarak Akdeniz
üzerinden Afrika’ya sürmeye başlayan İsrail, İŞİD kontrollü bir şekilde geri
çekilirken, PYD ile ortak Türkiye’nin toprak komşusu olmaya hazırlanıyordu;
bölgede İsrail’in ve PYD’nin güvenliği ise ÖSO birlilerince sağlanıyordu. Çin,
Rusya’ya el altından silah satarken bir gazete manşetiyle ifşa olmuştu. Kamuoyuna
ise ABD, Çin ile kozlarını paylaşmaya hazırlanıyormuş görülüyordu. Mısır başta
olmak üzere birçok Arap ülkesindeki iç karışıklıklar yüzünden korkunç olaylar
yaşanmaktaydı, Tahrir’de, meydanda iki İngiliz erkek gazeteci ve bir Alman
kadın doktor ajan oldukları gerekçesiyle linç edilerek, öldürülmüştü. Fransa’da
temaslarda bulunan Almanya Başbakanı “Yeni” Türkiye Cumhuriyetine de gereken
desteği vereceklerini belirttiği, daha büyük olayların çıkmaması için Rusya’ya
itidal çağrısı yaptığı gün, Alman menşeli uzun menzilli füzelerin, Malatya’ya yerleştirildiği
yönünde haberler çıkmıştı gazetelerde ve işte o günün sabahında, yıllar sonra
ilk kez Ayasofya minarelerinde sabah ezanı duyuldu… Artık gündem Son Kutsal
Savaş’tı. Bu savaşta ilk kez, insanların yanında robotların da olacağı
söyleniyordu; ancak bu robotlardan önce muhtemelen robotlaştırılmış gerçek
insanlar öleceklerdi cephelerde… İşte bir dakika bile sürmemişti bütün bu
görüntülerin ve daha bir sürü bilgi ve görüntünün akışı. Gözlerini kapattığında
gözyaşları hâlâ akıyordu. Oysa Profesör Kelamî Şuan, robotik gözlerin gözyaşına
duyarlı olmadığını söylemişti… Ancak şimdi bununla uğraşacak zamanı yoktu.
Demek ki bazen iktidarlar politik reflekslerle hareket ederken işler çığırından
çıkabiliyordu. Yanaklarını elinin tersiyle sildi, hızla ayrıldı aynanın
karşısından; şifreyi çözmüştü, “Ya istiklâl ya ölüm. Şimdi yapması gerekenleri
yapacaktı. Ama nasıl?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder